MİT Devrimci Karargah a da sızmış
Nisan 30, 2012 by admin
Filed under Popüler Sohbet Odalari

Devrimci Karargâh şüphelisi MİT çi çıktı.
Savcı, dosyası ayrılan ajanın yargılanması için Başbakanlık tan yazılı izin istedi Devrimci Karargâh soruşturması kapsamında ifadesi alınan Murat Şahin in gözaltında MİT adına çalıştığını itiraf ettiği ortaya çıktı. Taraf tan Dicle Baştürk ün haberine göre; İstanbul MİT Bölge Müdürlüğü adına çalıştığı belirtilen Şahin in dosyası MİT kanununda yapılan değişiklik üzerine iddianameden ayrıldı. İstanbul Özel Yetkili Cumhuriyet Savcısı İsmail Tandoğan, Şahin hakkında işlem yapılması için Başbakanlık tan izin istedi. Örgüt liderinin sağ koluymuş Devrimci Karargâh örgütü hakkında hazırlanan dördüncü iddianame İstanbul 17. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi. Örgütün Avrupa da bulunan lideri Serdar Kaya nın en yakınındaki adamı olarak bilinen ve örgütün üst düzey yöneticisi olduğu iddiasıyla gözaltına alınan Murat Şahin, gözaltında MİT adına çalıştığını itiraf etti. Bunun üzerine İstanbul Cumhuriyet Savcılığı tarafından MİT e gönderilen yazıda Şahin in MİT adına çalışıp çalışmadığı ve görevi soruldu. MİT Bölge Müdürlüğü yetkilileri İstanbul Adliyesi ne gelerek savcılığa sözlü olarak bilgi verdi. MİT, bu görüşmede savcıya Şahin in, Devrimci Karargâh örgütüne sızması amacıyla kendileri tarafından görevlendirildiğini aktardı. Dosyası ayrıldı Soruşturmanın tamamlanmasının ardından İstanbul Özel Yetkili Cumhuriyet Savcısı İsmail Tandoğan tarafından 16 sanık hakkında hazırlanan 47 sayfalık iddianamede şüphelilerden Murat Şahin in dosyası MİT görevlisi olduğu gerekçesiyle ayrıldı. İddianamede, MİT mensubu Murat Şahin hakkındaki bilgi şöyle yer aldı: “Şüphelilerden Murat Şahin in İstanbul MİT Bölge Müdürlüğü tarafından şifai olarak görevli personelleri olduğuna dair bilgi vermesi ve değişen yasal düzenlemeler gereği hakkında kamu davası açılabilmesi için izin verilmesinin zorunlu olması, usuli işlemlerin neticelenmesi sonucunda geçecek süre, dosyada tutuklu şüphelilerin bulunması nedeniyle dosyaların ayrılmasına…” İletişim aracı Facebook İddianamede sanık Benay Can la ilgili bölümde Murat Şahin in 7 Aralık 2011 tarihinde verdiği ifadenin bir kısmı yer aldı. Şahin in ifadesinde Facebook aracılığıyla örgüt üyeleriyle nasıl ilişki kurduğu şöyle anlatılıyor: “İsviçre ye döndüğünde Şemdin Şimşir ve Eyüp Çelik ile görüştüğünü, Vural ın kendisine ilettiklerini ve maddi yardım istediğini, Bayram Akdoğdu ile görüştüğünü söylediğini, birkaç ay geçtikten sonra Faruk (K) Şemdin Şimşir ile görüştüğünü, kendisine Elazığ da bulunan grupla bağlantısının koptuğunu, ayrıca Türkiye de Benay Can diye bir bayanın bulunduğunu bu bayanla da irtibatının kesildiğini, Facebook taki sayfadan bu şahısları bulunmasını istediğini, Facebook a girerek Elazığı grubu buradaysanız cevap yazın şeklinde bir yazı yazdığını, ancak hiçbir karşılık gelmediğini, sonra Benay Can ın Facebooktaki sayfasına F arkadaş acilen senin numaranı istiyor şeklinde mesaj yolladığını, kendisi birkaç gün sonra cevap yollayarak telefon numarası yazdığını, Benay Can ın telefon numarasını Faruk (K) Şemdin Şimşir e ilettiğini, Faruk un bu telefon numarasını kime verdiğini bilmediğini…”
Kömür ocağında göçük: 1 ölü
Nisan 30, 2012 by admin
Filed under Popüler Sohbet Odalari

Kilimli beldesindeki Bölüm mevkisinde faaliyet gösteren özel bir maden ocağında göçük meydana geldi. Göçük altında kalan işçilerden Selahattin Baytar öldü, Ersin Kaya ve Güngör Akyol yaralandı. Hastaneye kaldırılan yaralı işçilerden Akyol, durumunun ağır olması nedeniyle Bülent Ecevit Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi ne sevk edildi. Olayla ilgili soruşturma başlatıldı.
Izmir Sohbet Odalari
Eylül 7, 2010 by EfeNdiSiZZz
Filed under Popüler Sohbet Odalari, Sohbet Odaları
Izmır Sohbet Odalarına girmek için nickinizi varsa şifrenizi yazarak “Sohbete Başla” butonuna tıklayın.
![]() |
IZMIR HAKKINDA
Türkiye’nin İstanbul ve Ankara’dan sonra 3. büyük metropolü olan fuarlar merkezi İzmir, ticaret ile bütünleşmiş çağdaş bir liman kentidir. Kültür nitelikleri, Yeryüzü nitelikleri ve yaşam düzeyi ele alındığında, Türkiye’nin en gelişmiş kentidir.
İzmir’in batısında denizi, plajları ve termal merkezleriyle Çeşme Yarımadası uzanır. Antik çağların en ünlü kentleri arasında yer alan Efes, Roma İmparatorluk devrinde dünyanın en büyük kentlerinden biriydi. Tüm İyon kültürünün zenginliklerini bünyesinde barındıran Efes, yoğun sanatsal etkinliklerle de adını duyuruyordu. Bu maksatla da bu şehre “Güzel İzmir”, “Eski İzmir” ve “la Perle de l’Ionie” (İyonya’nın İncisi) deniyordu. Tarihten beri bu tanımlarla yıllar sonra şehrin sıfatı hâline gelmiştir.
İzmir, yatlar ve gemilerle çevrilmiş uzun ve dar bir körfezin başında yer almaktadır. Ilıman bir iklime sahip olup, yazında denizden gelen taze bir serinlik güneşin sıcaklığını alıp götürmektedir. Sahil boyunca palmiye,hurma ağaçları ve geniş caddeler bulunmaktadır. İzmir Limanı Mersin Limanı’ndan sonra Türkiye’nin en büyük limanıdın, Canlı ve kozmopolit bir şehir olan İzmir, Uluslararası Sanat Festivalleri ve İzmir Enternasyonal Fuarı ile de önemli bir yer tutar.
Köken bilimi
İzmir kelimesi Eski İyon Lehçesi’nde Smyrne, Atina Lehçesi’nde ise Smyrna diye yazılırdı. Bugün ki Hellenler bu kentin adını Zmirni biçiminde telaffuz etmekte, gerçi son yıllarda Antik Efes kenti civarında da bu adla anılan bir köy yerleşimi izlerine rastlanmıştır. Olasılıkla İzmir’den Efes’e giden bir kraliçenin adını yerleştikleri köye de koydukları düşünülmektedir ki bununla ilgili bilgilere eski kaynaklarda da rastlanmaktadır. Ancak Smyrna sözcüğü Yunanca değildir, Ege Bölgesi’ndeki birçok yerleşim adı gibi Anadolu kökenlidir. MÖ 2000′in başlarına ait Kültepe(Kayseri) yerleşiminden kalan bazı tablet metinlerinde Tismurna adına rastlanmaktadır. Tismurna’daki ti bir ön ek olup büyük olasılıkla bir kişi ya da bir yer adını belirtmektedir. Hellenler ya da Bayraklı Höyüğü(2)’nü mesken tutanlar da bu ön eki atıp kente Smyrna demişlerdir.
İzmir kentinin tarihi
Eski İzmir kenti (Smyrna) körfezin kuzeydoğusunda yer alan ve yüzölçümü yaklaşık yüz dönüm olan bir adacık üzerinde kurulmuştu. Son yüzyıllar boyunca Meles Çayı’nın ve bugünkü Yamanlar Dağı (Spil Dağı)’ndan gelen sellerin getirdikleri mil ile bugünkü Bornova ovası oluştu ve yarım adacık bir tepe haline dönüştü.
Konak Pier’den Pasaport’un görünümü
Pasaport Vapur İskelesi(Solda) ve KordonŞimdi Tepekule adını taşıyan bu höyüğün üzerinde Tekel Müdürlüğü’nün İzmir Şarap ve Bira Fabrikası’na ait numune bağı bulunmaktadır. 1955′ten beri yoğun gecekondu bölgesi olan bu çevrede İzmir’deki ilk yerleşim yeri olarak tespit edilen İzmir Höyüğü bulunur. Buradaki ilk kazılarda Türk Tarih Kurumu ile Eski Eserler ve Müzeler Genel Müdürlüğü”nün katkıları büyük olmuştur.
Batı Anadolu kıyılarındaki ilk yerleşimler -ki bunlar Troya Savaşlarından sonra kurulan Aiol, İon ve Dor kökenlidir- genelde küçük yarımadalar üzerinde kurulmuştur. Bunlar, Çandarlı (Pitanes), Foça (Phokaia), İzmir (Smyrna), Kilizman (Klazomenai), Milet ve İasos gibi yerleşimlerdir. Bunun nedeni yerleşim yerlerini kuran ve oturan insanların daha çok Hellenli ve den olmalarıdır. Böylece yarımada yerleşikleri hem iki limana sahiptiler, hem de kara denizden gelecek saldırılara karşı güvence içindeydiler. Elverişsiz havalarda limanlardan biri uygun olmadığı takdirde gemiciler diğer limanı kullanma şansına sahiplerdi. Bayraklı Höyüğü körfezin kuzeydoğu köşesinde, kuzeyine sarp kayalı Yamanlar Dağı’nı da alarak karadan gelecek saldırılara karşı rahat bir konumdaydı. Güneyi imbata açıktı. Eski İzmir yerleşimi yaklaşık 3000 yıl boyunca bu yarımada üzerinde ver aldı. MÖ 4. yüzyılın ikinci yarısında büyük nüfus artışı yüzünden bugünkü Kadifekale (Pagos) eteklerine taşındı.
Demir Çağı (M.Ö.)
Hititler Çağı’nda {M.Ö. 1800-1200) Anadolu’da yazı kullanılıyordu ve bundan ötürü o dönemde tarih çağına ulaşılmış bulunuluyordu. Ancak M.Ö. 1200′lerde Troya Vll ve Hititler başkenti Hattuşaş’ın Balkanlardan gelen kavimlerce yıkılmasından sonra Orta ve Batı Anadolu yeniden yazısız ve karanlık bir çağa, Demir Çağı’na girdi. Demir Çağı, Anadolu’da yazının yeniden kullanılması ile Frigya Krallığı’nda M.Ö. 730, geri kalan Orta ve Batı Anadolu’da ise M.Ö. 650 yıllarına kadar sürmüştür,
Kazılarda fazla miktarda çıkarılan keramik ürünlerden anlaşıldığına göre, Demir Çağı boyunca Eski İzmir’de Hellas’tan göç eden, Aiolller ve İonlar yaşıyordu. Yarımadada yerli halkın yaşadığına dair herhangi bir bulguya ise rastlanmamıştır. Bayraklı Höyüğü’nün M.Ö. 1050 yıllarında kurulmaya başlayan yerleşmesinin Hellas kökenli olduğu anlaşılmaktadır.
400 yıl devam eden bu ilkel dönem boyunca başlıca beş yerleşme katı saptanmıştır. Bunlar :
1. Aiol yerleşmesi (M.Ö. 1050-M.Ö. 1000)
2. Erken, Orta ve Geç Protogeometrik yerleşme (M.Ö. 1000-M.Ö. 875)
3. Erken ve Orta Geometrik yerleşme (M.Ö. 875- M.Ö. 750)
4. Geç Geometrik yerleşme (M.Ö. 750-M.Ö. 675)
5. Subgeometrik yerleşme (M.Ö. 675-M.Ö. 650)
Söz konusu beş tabaka denizden 6,40 metre yükseklikte başlamakta ve 9,50 metrede son bularak 3 metre kalınlığında bir tabaka oluşturmaktadır. Kazılarda elde edilen Aiol keramiği Submyken orijinlidir. Protogeometrik ve Geometrik stildeki kap-kaçak ise genelde Attika vazoculuğunun bir devamıdır diyebiliriz.
İzmir Kordonboyu’ndan Bir GörünümDemir Çağı boyunca İzmir evleri, büyüklü küçüklü tek odalı yapılardan oluşmakta idi. Gün yüzüne çıkarılan en eski ev M.Ö. 925 ile M.Ö. 900′e tarihlenmektedir. İyi korunmuş halde ortaya çıkarılan bu tek odalı evin (2,45 x 4 m) duvarları kerpiçten, damı ise sazdan yapılmıştı. Erken Geometrik dönemden itibaren (M.Ö. 875′ler) bu tek odalı evler at nalı biçimli bir avlunun üç bir yanını çevirmekte idiler.
İzmir Alsancak’taki GökdelenlerEski İzmir’liler kentlerini M.Ö. 850′lerde kerpiçten yapılmış kalın bir surla korumaya başladılar. Bu tarihten itibaren Eski İzmir’in bir kent devlet kimliği kazanmış olduğu söylenebilir. Kenti ‘Basileus’ adı verilen bir beyin idare ettiği olasıdır. Göçleri gerçekleştirenler ve kent ileri gelenleri soylu tabakayı oluşturuyordu. Kent duvarları içinde yaşayan nüfus olasılıkla bin kişi civarındaydı. Geç Geometrik ve Subgeometrik seramikle açıklanan dönemde (M.Ö. 750-650) ise yarımadanın nüfusu daha kalabalık olup belki de 1500 kişiyi aşıyordu. Kent devlete ait halkın büyük bir bölümü civar köylerde yaşıyordu. Bu köylerde, bu çağdaki Eski İzmir’in tarlaları, zeytin ağaçları, bağları, çömlekçi ve taşçı işlikleri yer alıyordu. Geçimi tarım ve balıkçılıkla sağlanıyordu.
Kentin en önemli kutsal yapısı Athena Tapınağı idi. Bu tapınağın günümüze değin korunan en eski kalıntısı M.Ö. 725-700 yılları arasına tarihlenmektedir. Daha önceki dört dönemde (M.Ö. 1050- 750), büyük bir olasılıkla yine Tanrıça Athena’ya tapınılıyordu, ancak o tarihlerde kadın tanrıçanın heykeli herhalde küçük bir niş (naiskos) içinde bulunuyordu. Bilindiği gibi Homeros’un destanı İlias, Aiol ve İon lehçelerinin karışık olduğu bir dille yazılmıştır. Bu nedenle dünya tarihinin bu çok önemli destansı yapıtı büyük olasılıkla bu iki lehçenin konuşulduğu sınır bölgesi olan İzmir’de oluşturulmuştur. Nitekim Hellenistik dönem İzmirlileri Homeros için ‘Homeraion’ adlı bir yapı inşa etmişlerdir.
Parlak Dönem (M.Ö. 650-545)
Cumhuriyet meydanı
Kordonboyundan görünüş.
İzmir, Konak’ta Türk FırkateyniEski İzmir’in parlak dönemi M.Ö. 650-545 yılları arasına denk düşer. Yaklaşık yüzyıl süren bu süre, bütün İyon uygarlığının en güçlü dönemini oluşturur. Bu dönemde Miletos’un liderliğinde Mısır’da, Suriye ve Lübnan’ın yavuz kentiBatı kıyılarında, Propontis’te (Marmara Bölgesi), Pontus’ta (Karadeniz) koloniler kurulur ve Doğu Hellen dünyası kıta Yunanistan ile rekabet ederek birçok alanda ve konuda onun yerini almaya başlamıştır. Bu dönemde İzmir’in tarımcılıkla yetinmeyip Akdeniz ticaretine de ortak olduğunu görmekteyiz. Bu dönem katlarında bulunan Fenike kökenli eserler, Kıbrıs kökenli heykel ve heykelcikler, Ön Asya ya da Akdeniz orijinli fayans figürcükler bu uluslararası ticaretin günümüze kalmış eserleridir.
Parlak dönemin İzmir’deki önemli belirtilerinden biri M.Ö. 650′den beri yazının yaygınlaşmaya başlamasıdır. Kadın tanrıça Athena’ya sunulan armağanların birçoğunda sunu yazıtları bulunmaktadır. Kent halkının sayısı fazla olmasa da bir bölümü okuryazardır. Kazılarda ortaya çıkarılan Athena Tapınağı (M.Ö. 640-580), Doğu Hellen dünyasının en eski mimarlık eseridir. En eski ve en güzel sütun başlıkları şu ana kadar İzmir’de bulunmuştur. Samos, Milet, Efes, Erythrai ve Phokaia’da çıkarılan sütun başlıkları M.Ö. 6. yüzyılın ikinci yarısından (M.Ö. 575-550) tarihinden önce değildir. Helken sanatının en özgün mimarlık öğeleri olan Aiol ve İon türü başlıklar ile İon ve Lesbos biçimi kymationlar (yaprak ya da yumurta şekilli mimarlık süslemesi) doğuşlarını Eski Izmir de gün ışığına çıkan ve büyük ölçüde Anadolu Hitit sanatından esinlenmiş olan bu başlıklara borçludurlar
Hellen Dünyasının çok odalı ev tipinin en eski örneği Eski İzmir de bulunmuştur. Gerçekten M.Ö. 7. yüzyılın ikinci yarısında yapılmış olan iki katlı, beş odalı, ön avlulu çifte megaron, Hellenlerin bugün için bilinen, bir çatı altındaki en eski çok odalı evdir. Ondan önceki Yunan evleri yan yana dizilmiş megaronlardan oluşuyordu. Eski İzmir’in cadde ve sokakları daha 7. yüzyılın ikinci yarısında ızgara planlı idi, caddeler ve sokaklar kuzeyden güneye ve doğudan batıya uzanıyor, evler genellikle güneye bakıyordu .
İlerde M.Ö. 5. yüzyılda Hippodamos tipi adını alacak olan bu kent planı özünde Yakın doğuda çoktan biliniyordu. Bayraklı şehir planı bu tür kent dokusunun Batı dünyasındaki en erken örneğidir. İon uygarlığının en eski parke döşeli yolu Eski İzmir’de gün ışığına çıkarılmıştır.
Hellen dünyasının en eski sivil mimarlık eseri Eski İzmir’de 7. yüzyılın ilk yarısında yapılmış olan güzel taş çeşmedir. Bir zamanlar Yamanlar Dağı üzerinde yükselen Tantalos mezarı, tholos biçimli anıtsal mezarların güzel bir temsilcisidir. Tantalos tümülüsünün mezar odası adı geçen çeşmenin planında idi ve onun gibi Isopata tipi adını taşıyan yapı türünde idi, yani planı dörtgendi ve üstü bindirme tekniğindeki bir tonozla örtülü bulunuyordu. Tantalos mezarı adı ile anılan bu anıtsal eser Eski İzmir’de M.Ö. 520-580 tarihlerinde yönetimi elinde tutan basileusun ya da tyranın mezarı olmalıdır.
Eski İzmir’de, çömlekçi işlikleri, arkeoloji literatüründe “Oryantalizan” ya da “Friz Stili” adı ile anılan seramik türünün güzel örneklerini üretiyor, taşçı ustaları mimarlık eserlerinden başka anıtsal boyda heykeller ve heykelcikler yontuyor ve bütün bu sanat yaratılarının bir bölümü dış pazarlara sürülüyordu.
Bilindiği gibi M.Ö. 6. yüzyılın ilk yarısında o zamanki antik dünyanın kültür merkezi Batı Anadolu idi. Özellikle Milet’de tarihte ilk defa batıl inançlardan ve her çeşit din etkisinden kurtulmuş, özgür düşünceye dayalı bilimsel araştırmalar başlamıştı. Doğu dünyasının zengin bilgi ve deneyim hazinelerinden yararlanarak ve özellikle özgür düşünce yöntemiyle Thales, Anaksimenes ve Anaksimandros gibi doğa filozofları’ bugünkü Batı uygarlığının temellerini atmışlardı. Thales dünyada ilk defa bir doğa olayını, M.Ö. 28 Mayıs 585 tarihinde olagelen güneş tutulmasını oluşundan önce hesaplamıştır. Böylece kültür ve bilim alanında tarihin başlangıcından beri 2500 yıl boyunca Mezopotamya ve Mısır’ın elinde olan önderlik, Batı Anadolu’ya geçmiştir. Batı Anadolu bu önderliğini İranlıların Anadolu’yu işgal ettikleri 545 yılına değin korumuştur. Ancak İran işgali ile filozoflar, bilim adamları ve sanatçılar Atina’ya göç edince kültür ve ilim alanındaki önderlik Atina’ya geçmiştir.
Milet, Efes, Samos gibi İzmir de 6. Yüzyılın başlarında büyük olasılıkla düşünce ve bilim alanında önde gelen kentlerden biriydi. Ancak Eski İzmir M.Ö. 640-545 tarihlerinde döneminin en ileri kültür merkezlerinden biri olduğu halde daha sonraları önemini yitirdiği için, çalışmalarda eskisi hızını kaybetmişti. Eski İzmir’in edebiyat, şiir, tarih, felsefe ve bilim konularında ne düzeyde olduğu hakkında yeterli bilgi mevcut değildir. Mimarlık konusunda ise önemli bir merkezdi.
Herodotos, Eski İzmir’i Lidya kralı Alyattes’in aldığından bahseder. Kazılarda da bu olay M.Ö. 500 sıralarına tarihlenir. Kent ve Athena tapınağı tahrip olsa da İzmirliler M.Ö. 590 yıllarında tapınağı tekrar inşa ederler.
Daha sonra Persler tarafından 6. Yüzyılın ortalarında ele geçirilen kent. Bu olayla birlikte parlak devrini tamamlamıştır. Bu tarihten sonra Athena tapınağına hediye edilmiş hiçbir armağan bulunamaması da bu tahribatın önemli göstergelerinden birisidir.
Gerileme Dönemi (M.Ö. 500-300)
Athena Tapınağı M.Ö. 545 tarihlerinde terkedilmişse de yerleşim sürmüş, ancak bundan sonra 200 yıl kadar bir süre eski İzmir önemini ve işlevini yitirmiştir.
M.Ö. 5. yüzyıl boyunca küçük ancak zengin bir yerleşmenin yer aldığı Bayraklı Höyüğü M.Ö. 5. yüzyılın sonunda ve özellikle 4. yüzyıl süresince yoğun bir iskana sahne olmuştur. Bu dönemde, ortalarında büyük avlular olan biri 5, biri 8 ve diğeri 15 odalı olmak üzere üç ev gün ışığına çıkarılmıştır. Bunların, kenti idare eden ve muhtemelen dönemlerindeki Pers etkisine uyarak yakın civardaki Larissa’da olduğu gibi, birer tyran olan beylere ait olmaları akla yakın gelmektedir. Nitekim Yamanlar Dağı’nda hala kısmen korunmuş olan ve önemli kişilerin mezarları olması gereken düzgün krepisli birkaç 4. yüzyıl tümülüsü bu düşünceyi desteklemektedir.
Söz konusu merkezi avlulu büyük üç evden başka birçoğu megarondan bozma dörtgen planlı küçük evler bulunmuştur. Bayraklı höyüğünün bütün üst düzeyinin 4. yüzyıl boyunca evlerle kaplı olduğu söylenebilir. Öyle anlaşılıyor ki Anadolu’daki Pers işgali 4. yüzyılda gücünü yitirmiş ve İyon kentlerinin büyümesine neden olmuştur. Meydana gelen nüfus patlaması ile yüz dönümlük Bayraklı Höyüğü, İzmirlilere küçük gelmeye başladığından, M.Ö. 300 tarihlerinde Kadifekale (Pagos) eteklerinde yeni İzmir kenti kurulmuştur.
Roma İmparatorluğu dönemi (M.Ö. 133-M.S. 395)
Bergama HarabeleriBüyük İskender’in İssos’ta (İskenderun) Pers Kralı Darius’u yenmesinden (M.Ö. 333) ve arkasından bütün doğuyu ele geçirmesinden sonra Hellen dünyası büyük bir refah çağına erişti. Kentler nüfus patlamalarına sahne oldu. Hellenistik Dönem’de İskenderiye, Rodos, Bergama ve Efes kentlerinden her biri 100 binin üstündeki bir nüfusa eriştiler. Küçük bir tepeciğin üzerinde kurulmuş olan eski İzmir kentinin duvarlarının içinde yalnız birkaç bin kişi yaşayabiliyordu. Bu nedenle en geç M.Ö. 300 sıralarında Kadifekale’nin eteklerinde, yeni ve büyük bir kent kuruldu.
M.Ö. 323 yılında Büyük İskender’in ölümü üzerine çıkan iç savaşta İzmir (zamanın ismiyle Symrna), önce Lysimakhos’un, sonra Lysimakhos’u M.Ö. 281 yılında yapılan Corupedion Savaşı’nda yenen Selevkoslar’ın kralı 1. Selevkos’un eline geçti. Selevkos egemenliği M.Ö. 190 yılında yapılan Magnesia (bugün Manisa) Savaşı’na kadar sürdü. Selevkoslar, Romalılar’a karşı kaybettiği bu savaştan 2 yıl sonra yapılan Apameia (bugün Dinar) savaşıyla Bergama Krallığı’na verildi. Bergama’nın egemenliği, Kral 3. Attalos’un ölümüne dek sürdü ve bu tarihte Romalılar’ın eline geçti ve Asya Eyaleti’ne bağlandı.
Tarihçi Strabon, Smyrna’nın kendi zamanında yani M.Ö. 1. yüzyıla geçiş sırasında en güzel İyon kenti olduğunu belirtmektedir. O dönemde kentin küçük bir bölümü Kadifekale’nin Pagos’un üzerindeydi. Büyük bölüm ise düz arazi üzerinde bulunan liman çevresine toplanmıştı. Ana tanrıçanın tapınağı ile gymnasion da bu hat üzerinde yer alıyordu. Caddeler düzdü ve tamamı büyük taşlarla düzgün bir biçimde kaplanmıştı. Aristeides, kentin doğu-batı yönünde uzanan iki ana yolunun (Kutsal yal ve Altın yol) bulunduğunu ve bu yollarla kentin , denizden gelen esinti ile serinlediğini anlatmaktadır. Strabon İzmir’de Homereion olarak adlandırılan bir stoanın varlığından söz eder (belki de bir perystil ev). Bu evin içinde Homeros’un bir heykeli bulunuyordu.
İzmir Agorasından bir görünüşRoma Çağı’nda İzmir’de inşa edilen yapılar arasında, Kadifekale’nin (Pagos) kuzeybatı eteğindeki antik tiyatro ve batıdaki stadyumun her ikisinden de pek az iz kalmıştır. Diğer taraftan Smyrna Agorası oldukça iyi korunmuş olup, bugün kısaca Agora olarak bilinmektedir. Agoranın ölçüsü 120×80 metre uzunluğunda geniş bir avlusu vardı. Doğusunda ve batısında birer stoası vardı. Her iki yapı 1 7,5 m olup ikişer katlıydı. Ayrıca 28 m uzunlukta bir bazilika da mevcuttu. M.Ö. 2. yüzyılda Romalıların egemenliğine giren İzmir ikinci kez altın dönemini yaşamaya başlar. M.Ö. 88 yılında Pontus Kralı 6. Mithridates’in eline geçtiyse de 2 yıl sonra Romalılar şehri geri aldı.
İncil’de sözü edilen “Yedi Kilise”den bir tanesinin bulunduğu Smyrna Hıristiyanlığın gelişmesinde önemli bir rol oynar. İzmir’in ilk başpiskoposu olan Aziz Polikarp havari ve İncil yazarı St. John’un ilk müridlerinden biridir. Yaklaşık M.S. 70 yılında Anadolu’da doğmuş, inancından ötürü 23 Şubat 155 tarihinde, İzmir akropolü üzerinde bulunan stadyumda Romalılar tarafından yakılarak ölüme mahkûm edilmiştir. M.S. 395 yılında Roma İmparatorluğu ikiye bölününce, İzmir, sonradan Bizans İmparatorluğu olarak tanınacak Doğu Roma İmparatorluğu’nun bir parçası olur.
Bizans İmparatorluğu dönemi
Bizans İmparatorluğu döneminde Araplar, Selçuklular, Haçlılar ve Cenevizliler kenti ele geçirmek için birbirleriyle savaşırlar. Kenti ilk önce Araplar 672 yılında denizden zaptedip İstanbul’a yaptıkları akınlarda bir üs olarak kullanırlar. Türkler İzmir’i ilk kez 1076′da Selçuklu akıncılarından ve zamanla ilk büyük Türk denizcisi olan Çaka Bey’in komutasında ele geçirirler. İzmir’den hareketle Ege Adaları ve Çanakkale Boğazı’na düzenlediği akınlarla Bizanslılara korku salan Çaka Bey’in ölümünden sonra Bizanslılar kenti 1098′de geri alırlar ve şehrin kıyı tarafı 1204 yılında Rodos Şovalyeleri’nin eline geçer. 1310′da Aydınoğlu Umur Bey tüm şehri ele geçirir. 1344 yılında Cenevizliler kıyıdaki St. Peter kalesini ele geçirirler. Cenevizliler aşağı kenti kontrollerinde tutarken Aydınoğulları Beyliği yukarı kentte (Kadifekale) hakimiyet kurar. Gavur İzmir deyimi o dönemden kalmadır ve Cenevizlilerin elinde kalan aşağı kenti tanımlamak için kullanılmıştır. 14. yüzyıl ortalarında St. Peter kalesi ve aşağı kent bu kez Rodos Şövalyeleri tarafından ele geçirilir. Bu arada Osmanlı Devleti 1398′de İzmir üzerinde hakimiyet kurdu. Ankara Savaşı’nı kazanarak Osmanlı Devleti’ni mağlup etmiş olan Timur’un 1403′te bizzat komuta ettiği Moğol ordusu kenti istila edip, St.Peter Kalesini yerle bir eder. Bu fetih Timur’un Hıristiyan güçlere karşı yapmış olduğu tek savaş olması nedeniyle ayrıca önemlidir. Osmanlı Devleti’nin toparlanmasından sonra 1422 yılında II. Murat kenti zapteder ve İzmir bundan sonra Osmanlı İmparatorluğu’nun bir parçası olur.
Piri Reisin Kitab-ı Bahriye kitabında İzmir körfezi Osmanlı İmparatorluğu dönemi [değiştir]
Osmanlı idaresinin ilk yüzyıllarında ikinci derece bir sancak olan İzmir’in İlk Osmanlı yöneticisi Karasubaşı Hasan Ağa’dır. İzmir 1605-1606 yıllarında Celali İsyanları kapsamında Arap Sait ve Kalenderoğlu ayaklanmalarına sahne olmuştur. Ancak kent, Osmanlı İmparatorluğunun 1620 yılında yabancılara tanıdığı kapitülasyonlardan sonra giderek İmparatorluğun en önemli ticaret merkezlerinden biri haline gelir.
1619′da Fransız, 1620′de İngiliz konsoloslukları açılır. Bu arada şehrin nüfus yapısı da değişmeye başlar. 16. yüzyıl kaynakları İzmir’de 19 cami, 18 havra ve sadece 1 Rum Ortodoks kilisesi bulunduğunu, kentin 9 mahallesinden sadece birinde Hristiyanların yaşadığını belirtmektedir. Dolayısıyla, o dönemde şehir merkezinde Müslüman-Türkler çoğunlukta, önemli ve köklü bir Musevi cemaati mevcut (Sabetay Sevi 17. yüzyılda İzmir Musevi cemaatinin içinden çıkmıştır) ve Hrıstiyan Rumlar azınlıkta olmalıdır. Evliya Çelebi de, 1672′de İzmir’i ziyaretinde, nüfus yapısındaki değişimin ilk gözlemlerini kaydeder ve Punta (Alsancak) mahallesinde giderek artan sayıda yerli gayrimüslimlerin, Levantenlerin ve Batılı tüccarların yoğunlaştığını yazar. İzmir’de 1676′da yaklaşık 30 bin kişinin öldüğü bir veba salgını, 1742′de şehrin yarısının yandığı büyük bir yangın olur. Osmanlılarca İzmir’e paşa düzeyinde yapılan ilk atama, 1707′de yabancı tüccarlarca düzenlenen Buca ayaklanması ndan sonra 1716′da tayin edilen Köprülü Abdullah Paşa’dır. 18. yüzyıl ve 19. yüzyıllarda kent Fransız, İngiliz, Hollandalı ve İtalyan tüccarların gözdesidir. Bu gelişmeye paralel olarak, eyalet merkezi (Aydın eyaleti) önce 1841′de geçici olarak, sonra da 1850′de temelli İzmir’e aktarılmıştır. Aynı yıl Sultan Abdülmecit, 1863′de de Sultan Abdülaziz İzmir’i ziyarete gelmişler, 1871′de kurulan belediyenin ilk başkanı da Yenişehirlizade Ahmet Efendi olmuştur. Çokuluslu bir ticaret şehri haline gelen ve servet birikimi yaratarak metropolleşen İzmir civarında aşayişi korumak herzaman zorlu bir uğraş olmuştur. Bu bağlamda, bölgenin ünlü Rum eşkiyalarından Katırcı Yani 1853′de Buca’da yakalanabilmiş, başta Çakırcalı Mehmet Efe olmak üzere, efeler ve eşkiyalar İzmir’e özel ilgi göstermişler, çoğu kez resmi görevlilerden, yerli, levanten ve yabancı tacirlerden ve azınlıklardan oluşan çetrefil bir ilişkiler ağı içinde rol oynamışlardır.
İzmir I. Dünya Savaşından sonra 15 Mayıs 1919′da Yunan ordusu tarafından işgal edilir. Bu işgal 9 Eylül 1922 tarihinde İzmir’in Kurtuluşu ile sona erer. Ancak, İzmir 13 Eylül 1922 sabahı tarihinin belki de en büyük felaketlerinden birini yaşamaktan kurtulamaz. Basmane semtinde başlayan yangın 2.600.000 metrekarelik bir alanda 20.000′den fazla ev ve işyerini tahrip eder. Bu yangın ne yazık ki kentin geleneksel alanının dörtte üçünü tahrip etmiştir. Fakat yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti ile birlikte İzmir zümrütü anka kuşu gibi kendi külleri içinden yeniden doğmuştur. Yangın alanında bugün İzmir Enternasyonal Fuarı bulunmaktadır.
Ana madde: İzmir Enternasyonal Fuarı
İzmir Hilton Oteli Nüfus
1893 yılı Osmanlı nüfus sayımına göre İzmir merkezde yaşayan kişi sayısı 207.548 kişidir. İzmir’de yaşayan Türk sayısı 79.288 kişi olup, nüfusun % 38′ini teşkil etmekteydi. Rumlar %26, osmanlı tebasında olmayan yabancılar %25, yahudiler %7, ermeniler ise nüfusun %3′ünü teşkil etmekteydi. İzmir’deki nüfusun %55′i hristiyan, %38′i müslüman ve %7’si museviydi.
İzmir Büyükşehir nüfusu 2009 TÜİK verilerine göre 3.276.815 kişidir. Kentin nüfusu 1970-1985 arasında çok artmıştır. 1945′e kadar Türkiye’nin ikinci büyük şehriydi.
Ulaşım
Kent içi toplu ulaşım Büyükşehir Belediyesi’nin yetki ve sorumluluğundadır. Toplu ulaşım hizmetlerinin hat ve güzergahları ile birbirini tamamlaması için otobüs-vapur-metroda ulaşım hizmet bütünlüğü sağlanmıştır. Tüm toplu taşıma araçlarında bilet yerine geçen Kentkart adlı elektronik bir kart İzmir ulaşımının bütünlüğünü sağladığı gibi ulaşımı hızlandırmaktadır.
Belediye Otobüsleri
Otobüs hizmetleri Büyükşehir Belediyesi bünyesinde olan Eshot Genel Müdürlüğü ve İzulaş (İzmir Ulaşım)tarafından kent içi ve 12 ilçe belediye arasında yapılmaktadır. Ulaşım hizmetleri 291 den fazla hatta hizmet vermektedir.İlk binişlerde belli bir ücret kesilir bundan sonra 90 dk. içindeki 2. ve diğer binişlerde herhangi ücret talep edilmez. Bunların yanında ücretsiz hizmet olarak, 412 Buca Heykel – Tınaztepe Kampüs, öğrenci kartıyla binilen 525 Bornova Metro – Ege Üniversitesi Kampüs güzergahlarında çalışan otobüsler vardır.
Metro
Metro istasyonları: İzmir metrosunun 11.6 kilometrelik hattında Hatay/ Üçyol, Konak, Çankaya, Basmane, Hilal, Stadyum, Halkapınar, Sanayi, Bölge ve Bornova olmak üzere toplam 10 istasyon bulunmaktadır.
Sefer sıklığı: 06-24 saatleri arasında hizmet veren metronun ortalama 10 dakika olan sefer aralığı, yoğun saatlerde “5 dakikada bir”e inmektedir. Metro ile en uzun hat olan Üçyol’dan Bornova’ya 17 dakikada ulaşılmaktadır.
Metro aktarma istasyonları: Bornova, Halkapınar, Hatay/Üçyol aktarma istasyonlarından otobüs ; Konak İstasyonunda ise hem otobüs hem de vapur bağlantısı vardır. Metro çalışmaları devam etmekte olup kuzey-güney hattının uzatılması dışında doğu batı hattının da devreye girmesi 2010 yılı içerisinde planlanmaktadır
Vapurlar ve iskeleler
Yolcu vapuru seferleri: “Toplu ulaşımda bütünlük” amacıyla Körfez vapurlarının sayısı ve sefer sıklığı artırılmış, ulaşımda kolaylık ve rahatlık sağlanmıştır. Karşıyaka ve Bostanlı ile Konak arasındaki sefer aralığı 20 dakikaya indirilmiş ve iskeleler yeniden düzenlenmiştir. Bostanlı, Karşıyaka, Bayraklı, Alsancak, Pasaport, Konak, Göztepe ve Üçkuyular olmak üzere 8 iskeleden sefer yapılmaktadır.
Araba vapuru seferleri: Üçkuyular ve Bostanlı iskeleleri arasında sürekli sefer yapan araba vapurları ile şehir içi trafiğine girmeden 25 dakikada ulaşım sağlanmaktadır.Bostanlı’dan ilk sefer, hafta içi ve Cumartesi günleri 07:20’de, Pazar günü 10.00’da; son sefer ise her gün 22.40’dadır. Üçkuyular’dan hafta içi ve Cumartesi 7.20’de, Pazar günleri 10:00’da başlayan seferler 23.20’ye kadar sürmektedir.Üçkuyular ve Bostanlı iskelelerindeki aktarma istasyonlarına otobüslerle kolaylıkla ulaşılmaktadır.Ek seferler konularak BUCA heykel ile BORNOVA EGE ÜNİVERSİTESİ arası sabah 07:00 ile 10:00 akşam 17:00 ile 19:00 arasıdır
Gece yarısından sabaha kadar ulaşım hizmeti
24 saat çalışan otobüs hatları koyularak gece yarısından sonra toplu taşım araçları ile ulaşım olanağı sağlanmıştır. Buna göre; Otobüsler Konak’ta Bahri Baba otobüs durağından (Varyant başlangıcı)hareket eder;
63 Konak-Bornova (Konak, Montrö, Alsancak, Zafer Payzan, Manavkuyu)
104 Konak-Buca (Varyant, Eşrefpaşa, Menderes Cad., Heykel, Buca Üçkuyular)
152 Konak-Gaziemir (Üçyol, Karabağlar, Sosyal Konutlar)
180 Konak-Balçova (Varyant, İnönü Cad., F.Altay)
542 Çiğli-Konak (Kahveler Durağı, Anadolu Cad., Girne Bulvarı, Karşıyaka, Altınyol, Talatpaşa, Konak)
Bu otobüsler ilk servislerine Karşıyaka ve Çiğli’den karşılıklı olarak 00:55’te başlarlar ve 1 saat ara ile 05.55’e kadar devam eder.
Vapurlar ise gece son seferlerini, Konak’tan 01.00, Alsancak’tan 01.15, Karşıyaka’dan 00.30’da hareket ederek yapmaktadırlar.
Şablon:İzmir Şehirlerarası Otobüs Terminali (İzotaş)
İzmir şehirlerarası otobus terminali 1996 yılından bu yana Işıkkent’teki yeni yerinde hizmet vermektedir. İzmir’in ilk Şehirler arası otobüs garajı bugünkü 9 eylül meydanı yanındaki Dünya Ticaret Merkezi İnşaat alanının olduğu yerdir. Zamanla bu otobüs garajı yetersiz kalınca Halkapınar da Yeni garaj adı altında otobüs garajı hizmet vermeye başlamıştır. Gelişen İzmir ile paralel Halkapınar’ın şehir içi trafiğinde olması ve artan sefer sayıları göz önüne alınarak Işıkkentteki yeni yerine geçmiştir. Türkiye’nin dört bir yanından otobüs seferleri vardır.
Eğitim
İzmir’deki üniversiteler
Ege Üniversitesi
Dokuz Eylül Üniversitesi
İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü
Gediz Üniversitesi
İzmir Üniversitesi
İzmir Ekonomi Üniversitesi
Yaşar Üniversitesi
Katip Çelebi Üniversitesi
Istanbul Sohbet Odalari
Eylül 6, 2010 by EfeNdiSiZZz
Filed under Popüler Sohbet Odalari, Sohbet Odaları
istanbul Sohbet Odalarına girmek için nickinizi varsa şifrenizi yazarak “Sohbete Başla” butonuna tıklayın.
![]() |
ISTANBUL HAKKINDA
Bu sayfa İstanbul ilinin merkezi olan İstanbul’u anlatmaktadır. Başlığın diğer anlamları için İstanbul (anlam ayrımı) sayfasına bakınız.
İstanbul
Arma
Slogan: Yedi Tepeli Kent
İstanbul’un il genelindeki konumu
İstanbul’un Türkiye’deki konumu
Ülke Türkiye
Bölge Marmara
İl İstanbul
Yönetim
- Belediye başkanı Kadir Topbaş
- Vali Hüseyin Avni Mutlu
Yüz ölçümü
- Kent 5,343 km² (2,1 sq mi)
Rakım 100 m (328 ft)
En yüksek Rakım 537 m (1.762 ft)
En düşük rakım 0 m (0 ft)
Nüfus (2010)
- Kent 13,317,566
- Yoğunluk 2,410/km² (6,2/sq mi)
- Metropol 12,782,960
Zaman dilimi DAZD (UTC+2)
Alan kodu (+90) 212 (Avrupa yakası)
(+90) 216 (Asya yakası)
İstanbul, Türkiye’nin en kalabalık ve iktisadi açıdan en önemli şehri. Dünyanın 34. büyük ekonomiye sahip şehri, belediye sınırları göz önüne alınarak yapılan sıralamaya göre Avrupa’nın en yüksek nüfusa sahip şehridir.
İstanbul Türkiye’nin kuzeybatısında, Marmara kıyısı ve Boğaziçi boyunca, Haliç’i de çevreleyecek şekilde kurulmuştur. İstanbul kıtalararası bir şehir olup, Avrupa’daki bölümüne Avrupa Yakası veya Rumeli Yakası, Asya’daki bölümüne ise Anadolu Yakası denir. Tarihte ilk olarak üç tarafı Marmara Denizi, Boğaziçi ve Haliç’in sardığı bir yarım ada üzerinde kurulan İstanbul’un batıdaki sınırını İstanbul Surları oluşturmaktaydı. Gelişme ve büyüme sürecinde surların her seferinde daha batıya ilerletilerek inşa edilmesiyle 4 defa genişletilen şehrin 39 ilçesi vardır. Sınırları içerisinde ise büyükşehir belediyesi ile birlikte toplam 40 belediye bulunmaktadır.
Dünyanın en eski şehirlerinden biri olan İstanbul, M.S. 330 – 395 yılları arasında Roma İmparatorluğu, 395 – 1204 ile 1261 – 1453 yılları arasında Doğu Roma İmparatorluğu, 1204 – 1261 arasında Latin İmparatorluğu ve son olarak 1453 – 1922 yılları arasında Osmanlı İmparatorluğu’na başkentlik yaptı. Ayrıca, hilafetin Osmanlı Devleti’ne geçtiği 1517′den, kaldırıldığı 1924′e kadar, İstanbul İslamiyet’in de merkezi oldu.
İstanbul’un, Doğu Roma İmparatorluğu zamanındaki adı Konstantinopolís’ti ve kentin yerlileri tarafından sadece ‘şehir’ anlamına gelen Pólis olarak anılırdı. Bu adın önüne Rumca ‘şehiriçi’ anlamını veren stin eki getirilerek Stin Póli halini aldı ve Türkçe’ye ilk önce İstinbol olarak girdi.
Genel Tarih
İstanbul, yerleşim tarihi 300 bin, kentsel tarihi yaklaşık 3 bin, başkentlik tarihi 1600 yıla kadar uzanan Avrupa ile Asya kıtalarının kesiştiği noktada bulunan bir dünya kentidir. Şehir çağlar boyunca farklı uygarlık ve kültürlere ev sahipliği yapmış, yüzyıllar boyu çeşitli din, dil ve ırktan insanların bir arada yaşadığı kozmopolit ve metropolit yapısını korumuş ve tarihsel süreçte eşsiz bir mozaik halini almıştır. Uzun zaman dilimleri boyunca her alanda merkez olmayı ve iktidarda kalmayı başaran dünyadaki ender yerleşim yerlerinden biri olan İstanbul geçmişten günümüze bir dünya başkentidir.
İstanbul’un tarihi ana hatlarıyla beş büyük döneme ayrılabilir:
•Tarih öncesi dönemi
•Byzantion dönemi
•Konstantinopolis dönemi
•Konstantiniyye dönemi
•İstanbul dönemi
Tarih Öncesi Çağlar
ç yüz bin yıl önceye kadar uzanmaktadır. Küçükçekmece Gölü kenarında bulunan Yarımburgaz mağarasında yapılan kazılarda insan kültürüne ait ilk izlere rastlandı. Bu dönemde gölün çevresinde Neolitik ve Kalkolitik insanların yasadığı sanılmaktadır. Çeşitli dönemlerde yapılan kazılarda, Dudullu yakınlarında Alt Paleolitik Çağ’a, Ağaçlı yakınlarında ise, Orta Paleolitik Çağ ile Üst Paleolitik Çağ’a özgü aletlere rastlandı.
Kuruluş dönemi ve Byzantion
2008 yılında İstanbul metrosu için yapılan Marmaray tüp geçidi kazıları sırasında Cilalı Taş Devri’nin sürdüğü MÖ 6500′lü yıllara ait kalıntılara rastlanan şehrin, Anadolu Yakası’ndaki Fikirtepe’de yapılan kazılarda ise Bakır Çağı’nın sürdüğü MÖ 5500–3500 yıllarına ait kalıntılar bulundu. Bunun yanında Kadıköy’de Fenikelilere ait kalıntılar bulundu. MÖ 685′te Megara’dan gelen Yunanlar burada bir koloni kurdu, Kral Byzas’ın hükümsürdüğü MÖ 667 yılında ise Byzantion kuruldu. Traklar, kentin yakınlarına MÖ 13 ve 11. yüzyıllarda Semistra kentini kurdu. Kral Lygos zamanında Sarayburnu’na, bugünkü Topkapı Sarayı’nın bulunduğu yerde bir Akropolis kuruldu. Kente Roma İmparatorluğu hakim olunca, kentin adı Septimius Severus tarafından kısa süreliğine oğlunun adı Augusta Antonina kondu, ardından İmparator I. Konstantin zamanında kent Roma İmparatorluğu’nun başkenti ilan edildi. Bu sırada Nova Roma olarak değiştirilen kentin adı benimsendi ve 337 yılında İmparator I. Konstantin’in ölümüyle Konstantinopolis’e çevrildi.
Bizans İmparatorluğu Dönemi
Ana madde: İSTANBUL
Bizans Dönemi’nin en önemli eserlerinden Aya Sofya Müzesi, 2004Bu dönem 324 – 1453 yılları arasını kapsadı. I. Konstantinus şehri ele geçirip Roma İmparatorluğu’nun başkenti yaptıktan sonra, şehir ayrıca Roma’nın doğusunun yönetim merkezi oldu. Romalı nüfusu bu dönemde, Romalı soyluların göçü de dahil olmak üzere önemli boyutta arttı. Bu dönemde; yeni bir mimari yapıyla şehir oldukça genişledi. 100.000 kişilik bir hipodromun (Sultanahmet Meydanı) yanı sıra, limanlar ve su tesisleri yapıldı.
Konstantinus’un döneminde şehre Nova Roma dese de; 11 Mayıs 330 da şehrin ismi Konstantinopolis oldu. Döneminde Dünya’nın en büyük katedrali olan Ayasofya’yı 360′da kuran Konstantin; böylece Roma İmparatorluğu’nun dinini de Hıristiyanlık olarak değiştirdi. Pagan Roma dinine inanan batı ile ilk kopuş da bu dönemde başladı. Her ne kadar; Bizans İmparatorluğu I. Theodosius’un ölümü ile başlasa da; Bizans İmparatorluğu Konstantinus Hristiyanlığı getirmesine duyduğu saygıdan kendisini hep bir Bizans İmparatoru olarak gördü; 1453′deki çöküşüne kadar da 10 İmparatorunun daha ismi Konstantinus oldu. Bu dönemde İstanbul’un rolü oldukça stratejikti; Avrupa ve Asya arasında bir kapı oldu. Bu vesile ile, ticaret, kültür ve diplomasinin yapıldığı bir merkezdi. Bu dönemde şehrin ismi “Poli” (şehir) de oldu.
476′da Batı Roma’nın yıkılması sonrasında da; Batı Roma İmparatorluğu’ndaki Romalıların büyük bir çoğunluğu buraya göç etti, ve Bizans İmparatorluğu’nun da başkenti İstanbul oldu. 543′de nüfusun yarısının ölümüne sebebiyet veren veba salgınından sonra; şehir İmparator I. Jüstinyen döneminde yeniden inşa edildi.
700lü yıllarda Sasaniler ve Avarlar’ın saldırısına uğrayan şehir; 800lü yıllarda Bulgarlar ve Arapların, 900lü yıllarda ise Ruslar ve Bulgarların saldırısına uğradı.
Ancak; saldırılar arasında en yıkıcı olanı 1204 yılında oldu. Haçlılar tarafından; 4. Haçlı Seferi’nde 1204 yılında ele geçirilen şehir yağmalandı; halkın büyük bir çoğunluğu şehirden kaçtı; yoksul ve enkaz içinde bir kente dönüştü. Bunun sebebi Batı Roma’da büyüyen Latinlerin; Katolik Hristiyanlık anlayışı ile Bizans’daki Ortodoks Hristiyanlık inanışı arasındaki farklılıklar ve uyumsuzluklardır. Bu dönem sonrasında, 1261 yılında Palailogos Hanedanından; Michael VIII Palaeologus şehri tekrar ele geçirmiş ve Latin’lerin dönemini sona erdirdi.
Bu dönemden sonra giderek küçülen Bizans; Osmanlı İmparatorluğu tarafından 1391′den sonra kuşatılmaya başlandı; en sonunda 29 Mayıs 1453′de Osmanlı İmparatorluğu’nun himayesine geçti. İstanbul’un fethi, Dünya tarihinde Orta Çağ’ın sonunu simgelemektedir.
Bizans’ın son imparatoru Konstantin fetihten önce İstanbul’u çok iyi savunuyordu.Suda bile yanan Grejuva,deniz seferlerini zorlaştırıyordu.Surların güçlülüğü ise şehre girmeyi %70-80 oranında zorlaştırıyordu.Fakat Fatih Sultan Mehmet,zoru başararak yeni bir çağ açtı…
Osmanlı İmparatorluğu dönemi
Bu dönem 1453 – 1923 yılları arasını kapsadı. 29 Mayıs 1453′de; Osmanlı İmparatorluğu padişahı Fatih Sultan Mehmet’in 53 gün süren kuşatması sonrasında; İstanbul Osmanlı’nın 3′üncü ve son başkenti oldu.
Osmanlı’da da ilk dönem belgelerinde a-sitan, i-stan (osmanlı alfabesi ile استان) olarak geçti. i-stan güzellikler diyarı anlamına gelir. Son dönem belgelerinde (osmanlı alfabesi ile استانبول) ise a-stan-bol, i-stan-bul olarak geçti.
Osmanlının ele geçirmesinden sonra; Topkapı Sarayı ve Kapalı Çarşı’nın da kurulması ardından bir çok okul ve hamam açıldı. Dünya’nın ve İmparatorluğun dört bir yanından insanların taşındığı şehirde Yahudilerin, Hıristiyanların ve Müslümanların beraber yaşadığı kozmopolit bir toplum oluştu. Bizans döneminden kalan, eski binalar ve surlar onarıldı.[23] Fetihten 50 yıl sonra; Dünya’nın en büyük şehirlerinden biri haline gelen İstanbul’da “Küçük Kıyamet” olarak da adlandırılan; 14 Eylül 1509 İstanbul Depremi sonrasında (8 şiddetinde olduğu ileri sürülmektedir); 45 gün süren artçı sarsıntılarla binlerce bina yıkıldı ve bir çok insan yaşamını kaybetti.
1510 yılında; Sultan II. Beyazıd; 80.000 kişinin çalışmasıyla şehri yeniden kurdu. Günümüzde de varolan eserlerin büyük bir çoğunluğu bu dönemden kaldı. Mimar Sinan’ın camileri ve diğer binaları kurduğu Kanuni Sultan Süleyman döneminde; mimari ve sanat konularına önem verildi. Lale Devri döneminde; Sadrazam Nevşehirli Damat İbrahim Paşa 1718 yılından itibaren; itfaiye’yi kurdu, ilk matbaayı açtı ve fabrikalar kurdu. 3 Kasım 1839′da ilan edilen Tanzimat Fermanı sonrasında da batılaşma süreci hızlandığı dönemde bir çok alanda yenilikler yaşandı.
Cumhuriyet dönemi
“ Eğer dünya tek bir ülke olsaydı, başkenti İstanbul olurdu. ”
—Napolyon Bonapart
Cumhuriyet sonrası 1923-1950 yılları arasında fiziksel atılımlar oldu. 1900′lerin başında 1 milyon olan nüfus, 1927′de 690.000′e düştü, 1935′de 740.000 ve 1945′de tekrar 900.000′e ulaştı.1950′lerde Balkanlar’dan göç alan şehirde, bu dönemde şehirleşmede gecekondular önplana çıkmaktadır. 1960′larda ise gecekonduların yanında, apartmanlaşma başladı. 1970′lerde ise hızlı nüfus artışı ile konut ve ulaşım sorunları önem kazandı. Bu dönemde otomobil sayısının artması ve sonucunda trafiğin artması Boğaziçi Köprüsü’nün yapılmasında etkili oldu ve ulaşımda önemli bir noktaya varıldı. İstanbul metropoliten alanı 1970-1975 yılları arasında merkezde 50 kilometre yarıçaplı iken 1980′de 60 kilometre yarıçapa ulaştı. 1990′ların nüfus artışı, nüfusun dış taraflara yayılması ile sonuçlandı ve sonucunda İETT’nin yetersiz gelmesi ile dolmuş ve minibüsler bu açığı kapatmaya çalıştılar. 70’li yıllarda eski hızı ile olmasa da imar faaliyetleri canlanan şehirde 1973 yılında Boğaziçi Köprüsü açıldı.
Roma İmparatorluğu
Kent, çok kez el değiştirip, yıprandığından kentte, Roma İmparatorluğu Dönemine ait fazla yapı kalmadı.Kalanlar içinde en önemlileri: 330 yılında İmparator I. Konstantin onuruna kentin yedi tepesinden birine dikilen anıt. Sütun her biri 3 ton ağırlığında ve 3 metre çapında olan bileziklerle birbirine bağlanmış toplam 8 adet sütun ve bir kaidenin üst üste konulmasıyla oluşturuldu. Bu dönemden günümüze kalan bir başka yapı da Bozdoğan Kemeri’dir. Kentin su rezerv sisteminin inşası İmparator Hadrianus döneminde başladı.[32] I. Konstantin zamanında kentin yeniden yapılanması ve büyümesiyle birlikte hızla artan nüfusun ihtiyacını karşılamak için sistemin daha da genişletilmesine gerek duyuldu. Kemer, suyunu Kağıthane ile Marmara Denizi arasında kalan tepelerin yamaçlarından alan ve Trakya’nın tepelik bölgelerinden kente kadar uzanarak kentin su gereksinimini karşılayan geniş kemerler ve kanallar sisteminin son noktasında yer aldı. O zamanlar kente gelen bu su, toplam kapasitesi 1 milyon metreküpten fazla olan üç açık ve Yerebatan Sarnıcı gibi yüzden fazla yaraltı sarnıcında depolandı.
Bugün Sultanahmet Meydanı olarak bilinen Hipodrum Meydanı ise Circus Maximus tarafından inşa edildi.
Doğu Roma İmparatorluğu
Kız Kulesi, Üsküdar’da Bizans İmparatorluğu Dönemi’nden kalmış tek eserdir.Doğu Roma İmparatorluğu, kentte bin yıl kadar hüküm sürdü ve burayı başkent olarak kullandı. Bu özelliğinden dolayı İstanbul’da çok sayıda Doğu Roma yapısı vardır. Bunların en önemlileri Eminönü’nde toplanmıştır. Bu yapılar içinde en önemlisi, kilise olarak açılan Ayasofya Müzesi’dir. Ayasofya Doğu Roma İmparatoru I. Jüstinyen tarafından M.S. 532 – 537 yılları arasında inşa ettirilmiş bazilika planlı bir patrik katedrali olup, 1453 yılında İstanbul’un Türkler tarafından fethedilmesiyle Fatih Sultan Mehmet tarafından camiye dönüştürüldü ve günümüzde müze olarak hizmet verir. Ayasofya’dan sonra yapılan önemli yapılardan biri Fethiye Camisi’di. Kilise olarak, 13. yüzyıl sonlarında Doğu Roma’nın ileri gelenlerinden Mihail Glabas Tarkaniotes tarafından inşa ettirildi. İstanbul’un fethinden sonra 1454 yılında patrikhane olarak kullanıldı, 1590 yılında İran savaşlarında Gürcistan ve Azerbaycan’ın fethedilmesiyle, fethin hatırası olarak camiye dönüştürüldü. Gene önemli yapılardan Kariye Müzesi, manastır olarak 534 yılında Doğu Roma İmparatoru I. Jüstinyen döneminde Aziz Theodius tarafından yapıldı. 11. yüzyılda I. Aleksios’un kayınvalidesi Maria Doukaina tarafından yeniden inşa ettirildi. 1204-1261 yıllarındaki Latin İmparatorluğu döneminde harap olan manastır, Theodoros Metokhites tarafından 14. yüzyılda onarıldı. Dış narteks ve parekklesion bu dönemde yapıya eklendi.
Osmanlı İmparatorluğu
Yeni Barok tarzda yapılan Ortaköy’deki Büyük Mecidiye CamiiOsmanlı’da sanat mimaride olarak çok ileridedir. İmparatorluk devri boyunca sayısız eser yapılmıştır. Yapılar basit ve kullanışlı olduğu kadar vakur ve heybetlidir. Muhteşem saray tipi 19. asırda Batı’dan gelerek girmiştir. Bununla beraber Allah adına yapılan camiler ve Tekkeler tamamen abidevîdir. Camiler çevreleri bir sürü sosyal müessese ile örülür ve bir “külliye” teşkil ederler. Osmanlılar fevkalâde imarcıdır. Yapıları kendi medeniyetine ait olmasa bile ihtimamla korur. Bunun en güzel örneklerinden biride Aya İrini Kilisesi’dir. İmar görülmediği hiçbir imparatorluk köşesi yoktur. Bazı mütevazı mahalle zenginleri bile, bir mescid yaptıramadığı takdirde bir çeşme yaptırır veya bir mektep tamir ettirir. Toplum anlayışı fevkalâde güçlüdür. Mimar Sinan’ın dünya tarihinin en büyük mimarlarından biri belki birincisi olduğunda ittifak vardır. Bir asır yaşayan ve son yarım asrını mimarbaşı olarak geçiren Sinan şu eserleri yapmıştır. 81 cami, 50 mescid, 55 medrese,19 türbe, 14 imaret, 3 hastahane, 7 su bendi (baraj), 8 köprü, 16 kervansaray, 33 saray, 32 hamam, 6 mahzen, 7 d’arulkurrâ. Bu 441 eser bütün imparatorluğa dağılmıştır. 1839 yılında Tanzimat Fermanı’nın ilanı Avrupalılaşma yolunda önemli adımlar atılmıştır. Osmanlı, 18. yüzyılın sonlarına doğru Avrupa tarzını benimsemiş ve bunu mimariye ve sanata yansımıştır. Avrupa’da yaygınlaşan barok stili İstanbul’da da bir çok eserin yapımında uygunlanmıştır. Barok ve rokoko tarzında yapılan Dolmabahçe Sarayı, Beylerbeyi Sarayı ve Ortaköy Camii dünyada bu tür için önemli bir yer teşkil eder.
Coğrafya
İstanbul Boğazı’nın uydudan görünümü.İstanbul 41° K, 29° D koordinatlarında yer alır. Batıda Çatalca Yarımadası, doğuda Kocaeli Yarımadası’ndan oluşur. Kuzeyde Karadeniz, güneyde Marmara Denizi ve ortada İstanbul Boğazı’ndan oluşan kent, kuzeybatıda Tekirdağ’a bağlı Saray, batıda Tekirdağ’a bağlı Çerkezköy, Tekirdağ, Çorlu, Tekirdağ, güneybatıda Tekirdağ’a bağlı Marmara Ereğlisi, kuzeydoğuda Kocaeli’ne bağlı Kandıra, doğuda Kocaeli’ne bağlı Körfez, güneydoğuda Kocaeli’ne bağlı Gebze ilçeleri ile komşudur.[40] İstanbul’u oluşturan yarımadalardan Çatalca Avrupa, Kocaeli ise Asya anakaralarındadır. Kentin ortasındaki İstanbul Boğazı ise bu iki kıtayı birleştirir. Boğazdaki Fatih Sultan Mehmet ve Boğaziçi Köprüleri kentin iki yakasını birbirine bağlar. İstanbul Boğazı boyunca ve Haliç’i çevreleyecek şekilde Türkiye’nin kuzeybatısında kurulmuştur.
Jeoloji
İstanbul’a, yakın yerde bulunan Kuzey Anadolu Fay Hattı, Kuzey Anadolu’dan başlayarak Marmara Denizi’ne kadar uzanır. İki tektonik plaka olan Avrasya ve Afrika birbirlerini iterler ve buda fayın hareket etmesine sebep olur. Bu fay hattı nedeniyle bölgede tarih boyunca çok şiddetli depremler meydana gelmiştir. 1509 yılında meydana gelen Büyük İstanbul Depremi bunun en büyük örneğidir. Bu deprem İstanbul’da, 100 camiinin yıkılmasına ve 10 bin insanın hayatını kaybetmesine neden olmuştur. 1766 yılındaki depremde ise, Topkapı Sarayı, Ayasofya, Eyüp Sultan Camii ve Kapalıçarşı gibi yapılar büyük hasar aldı. 1999 Gölcük Depremi’nde de 18 bin insan ölmüş ve birçok insanda evsiz kalmıştır.Sismolojistler, 2025 yılından önce 7 büyüklüğünde bir depreminde olabileceğini belirtmektedirler.
İklim
İstanbul’un iklimi, Karadeniz iklimi ile Akdeniz iklimi arasında geçiş özelliği gösteren bir iklimdir, dolayısıyla İstanbul’un iklimi ılımandır.
İstanbul’un yazları sıcak ve nemli; kışları soğuk, yağışlı ve bazen karlıdır. Yıllık yağmur düşüşü 870mm dir. Nem yüzünden, hava sıcak olduğundan daha sıcak; soğuk olduğundan daha soğuk hissedilebilir. Kış aylarındaki ortalama sıcaklık 7 °C ile 9 °C civarındadır ve genelde yağmur ve karla karışık yağmur görülür. Kar da yağar. Kış aylarında bir iki hafta kar yağabilir.
En sıcak ay Temmuz (23.5 °C), en soğuk ay da Ocak (5.4 °C) ayıdır. Şu ana kadar yüksek hava sıcaklığı; Temmuz 2000′de Tuzla’da 40.5 °C olarak kaydedilmiştir. En düşük hava sıcaklığı ise; 9 Şubat 1929′da -16.1 °C olarak kaydedilmiştir. Şehir biraz rüzgârlıdır; rüzgârın ortalama hızı saatte 17 km dir. Yaz en kuru mevsimdir, ama Akdeniz iklimlerinin aksine kurak mevsim yoktur. İstanbul 1994 yılına kadar susuzluk çekmiştir fakat alınan önlemle herhangi bir su sıkıntısı kalmamıştır.
Ekonomi
İstanbul, Türkiye’nin en büyük şehri ve siyasi olarak eski başkentidir. Kara ve deniz ticaret yollarının bir kavşağı olması ve stratejik konumu nedeniyle Türkiye’de ekonomik yaşamın merkezi olmuştur. Şehir aynı zamanda en büyük sanayi merkezidir. Türkiye’deki sanayi istihdamının %20’sini karşılamaktadır. Yaklaşık olarak %38′lik endüstriyel alana sahiptir. İstanbul ve çevre iller bu alanda; meyve, zeytinyağı, İpek, pamuk ve tütün gibi ürünler elde etmektedir. Ayrıca gıda sanayi, tekstil üretimi, petrol ürünleri, kauçuk, metal eşya, deri, kimya, ilaç, elektronik, cam, teknolojik ürünler, makine, otomotiv, ulaşım araçları, kağıt ve kâğıt ürünleri ve alkollü içkiler, kentin önemli sanayi ürünleri arasında yer almaktadır. Forbes Dergisi’nin yaptığı araştırmaya göre 2008 yılı Mart itibariyle 35 milyardere sahip şehir dünya sıralamasında dördüncü olmuştur. İstanbul’da ilk olarak 1866 yılında hizmete giren Dersaadet Tahvilat Borsası, 1986 yılı başlarında mevcut yapı değiştirilerek bugünkü İstanbul Menkul Kıymetler Borsası (İMKB) açılmıştır. 19. ve 20. yüzyıl başlarında Galata semtinde bulunan Bankalar Caddesi Osmanlı İmparatorluğu için finans merkezi olmuştur. Bu bölgede Osmanlı’nın merkez bankası olan Bank-ı Osmanî (1856 yılından sonra yeniden düzenlerek 1863 yılından itibaren Bank-ı Osmanî-i Şahane) ve Osmanlı Borsası bulunurdu. Bankalar Caddesi, 1990 yılına kadar finans ve ekonomi merkezi olmayı korumuş fakat yenileşme hareketi başlaması sonucu modern iş merkezleri Levent ve Maslak bölgeleri olmuştur. 1995 yılında İMKB, Sarıyer’in İstinye semtinde bulunan bugünkü binasına taşınmıştır.
Günümüzde İstanbul, Türkiye’nin %55 üretimine ve %45′lik ticaret hacmine sahiptir. Ülkede Gayrisafi millî hasıla’nın %21.2′lik kısmını oluşturur. 2005 yılında gayri safi yurtiçi hasılada 133 milyar doları bulmuştur. 2005 yılı verilerine göre İstanbul merkezli firmaların yaptığı ihracat rakamı 941,397,000,000 dolar olmuştur. 9,883,000,000 dolar değerinde ise ithalat yapılmıştır.
Turizm
İstanbul’un tarihi, anıtlar ve yapıtların fazlalığı, ve Boğaz’a sahip olması nedeniyle gözde turizm merkezlerinden biridir. İstanbul Belediyesi’nin 2000 yılı istatistiklerine göre kente iki milyon turist gelmiştir. Turistler arasında en büyük pay 208.000 kişiyle Almanlara aittir. Almanları Amerikan, İngiliz, Fransız ve Ruslar izler. 2006 yılında kente 5 milyon 346 bin turist gelmiştir. Bu sayı, 2005 yılında gelen turist sayısından yaklaşık yarım milyon fazladır.
Kahramanmaraş Sohbet Odaları
Mayıs 27, 2010 by admin
Filed under Popüler Sohbet Odalari, Sohbet Odaları
Kahramanmaraş Sohbet Odalarına girmek için nickinizi varsa şifrenizi yazarak “Sohbete Başla” butonuna tıklayın.
![]() |
KAHRAMANMARAŞ HAKKINDA
Kahramanmaraş ili, Akdeniz bölgesinde yeralan, dondurma, biber ve tarhanasıyla ünlü bir ildir. Kurtuluş Savaşı sırasında Fransız işgalcilere karşı verdiği yerel mücadeleden dolayı TBMM tarafından istiklal madalyası verilen tek ildir. Yine bu kararla Maraş olan eski adı, Kahramanmaraş olarak değiştirilmiştir. İlin %90′ı Türk’ler, %4′ü Kürt’ler ve geri kalanı kafkas kökenliler oluşturur[2].
İlçeleri Merkez, Afşin, Andırın, Çağlayancerit, Ekinözü, Elbistan, Göksun, Nurhak, Pazarcık ve Türkoğlu’dur.
Tarihi
11.yüzyılın sonlarında Anadolu’ya kesin olarak yerleşen Türklerin egemenliğinde kaldı.1243′te Moğol İşgaline uğrayan Maraş,II.Anadolu Beylikleri devrinde Dulkadiroğulları’nın oldu.1516′da Osmanlı egemenliğine geçen Maraş, 1516-1919 yılları arasında Osmanlı egemenliğinde kaldı.Mütareke Döneminde önce İngilizler,sonra Fransızlar tarafından işgal edildi.
Kurtuluş Savaşı dönemi
Kahramanmaraşın kurtuluş savaşındaki yeri için Kurtuluş Savaşı, özellikle Türk-Fransız Cephesi ve Maraş Savunması makalelerinde anlatılmaktadır. Kurtuluş Savaşı`nda kahramanca düşmanlara saldırmış ve onları yenmişlerdir.Atatürk ise bu davranışa karşılık Maraş iline şimdiki adı ile Kahramanmaraş adı vermiştir.
Halkı direnişe sevk eden olaylar şöyle gelişti:Fransız işgalinin ilk günlerinde Maraş kalesinden Türk bayrağı indirildi.Fakat,halk tekrar astı. Sütçü İmam Olayı:Yolda Müslüman kadınlara taciz eden 3 Ermeni asker civardaki kahvelerden birinin müdahalesiyle karşılaştı.Kahvedekilerden 1 kişi öldürüldü, 1′i de yaralandı. Fakat, Sütçü Ali Hoca (Sütçü İmam) olaylara müdahale ederek 2’sini öldürdü. Direnen Maraş halkı 1920 yılında işgalden kurtuldu. 1921 yılında Ankara Antlaşmasını imzalayan Fransa Antep, Urfa ve Maraş’a ünvan verdi.
Ekonomi
Kahramanmaraş’ın ekonomik yapısı, Cumhuriyet’ten 1980′li yıllara kadar genellikle tarım, hayvancılık ve küçük el sanatlarına dayalı olarak gelişmiştir. Bu süreçte şehrin ekonomisi gerek insanların içe dönük üretim ve ticaret stratejisi, gerekse de şehrin devletin ekonomi ve alt yapı konularındaki hizmetlerinden yeteri kadar pay alamamasından dolayı önemli ölçüde büyüme sağlanamamıştır.
Türkiye’de piyasa ekonomisi kural ve ilkelerinin benimsenmeye başlanmasıyla, 1980′li yılların başından itibaren Kahramanmaraş, bu çerçevede izlenen ekonomik politikalara hızla uyum göstermiştir. Ekonomik olarak yeni bir döneme, sanayileşme ve çağdaş ticaret sürecine girilmiştir. Böylece yıllarca gerçekleştirilemeyen ekonomik büyüme için gerek sermaye, gerekse girişimcilik konusunda alt yapı oluşturulmaya başlanmıştır. Devletin, üretime ve ihracata yönelik geliştirdiği teşviksel politikalara hızlı cevap veren ve bu çerçevede teşviklerini doğru kullanarak bu fırsatı iyi değerlendiren Kahramanmaraş’lı girişimciler şehrin bugün sahip olduğu dinamik ekonomik yapıyı kurmuştur.Pazarcik ovasi tarimsal alanda adeta K.Maras,a can vermektedir.Özellikle Temmuz aylarinda yurtdisinda yasayan pazarciklilarin izine gelmesi ile K,Maras esnafi adeta ticarette zirve yapar,
Kalkınma ve Sanayileşme Süreci
Türkiye’de 1960 sonrası sekiz kalkınma planı hazırlanmıştır. İlgili dönemde ekonomik ve toplumsal yapının yeni yasal düzenlemelerle kararlı bir gelişme sürecine gireceği, sorunların bu yöntemle çözümleneceği düşüncesi yaygınlaşmıştır. Siyasal ve ekonomik bunalım yıllarından sonra, hak ve özgürlükleri genişletme ve kararlı bir ekonomik gelişme, demokratik bir anayasal düzenleme ile ekonominin planlanmasını gerektirmiştir
Özel sektör yatırımları
Kahramanmaraş’ta gerçek anlamda özel sektör yatırımları 1984 yılında başlamıştır. Sanayileşme, genel itibariyle tekstil sektörü alanında gerçekleşmiştir. Bununla birlikte, geçmişten gelen küçük el sanatlarından bakırcılık ve alüminyumculuğun uzantısı olarak çelik mutfak eşyaları sektörü de aynı sanayileşme eğiliminden payını oldukça önemli ölçüde almıştır.
Sektör büyüklüğü açısından, tekstil sanayinden sonra ikinci sırada Çelik Eşya Sanayi yer almaktadır. Kentin en önemli sektörlerinden biri olan Toz ve Pul Bibercilikte sanayileşmeye paralel olarak gelişme eğilimindedir. Kahramanmaraş’ın ülkemizde ün kazanmasına yola açan dondurma sektörü en hızlı gelişen sektörler arasındadır. Kahramanmaraş dondurması sanayileşmeden büyük ölçüde etkilenmiş, ülkemiz sınırlarını aşmış ve öncelikle yakın ülkeler ve ABD, daha sonrada tüm dünya ülkelerine yayılma sürecine girmiştir.
Sanayileşme sürecinde oldukça yüksek bir hıza ulaşılmıştır. Bu dönemde birçok yatırım hayata geçirilmiştir. Tekstil sektörü lider durumunda olmak üzere Konfeksiyon, Çelik Mutfak Eşyası, Pamuk İşleme (çırçır), İnşaat, Bankacılık, gıda, Yem, Ambalaj, Kağıt ve Makine İmalatı, Isıtma ve Soğutma sistemleri sektörleri iktisadî profilin ana hatlarını oluşturmuştur. Nakliye, Kuyumculuk, Bakır ve Alümiyum Doğramacılık, Plastik Doğramacılık, Kereste ve Yapı Malzemeleri Sanayi gibi diğer sektörler de kent ekonomisinin dinamiklerini oluşturmaktadır.
Kahramanmaraş ekonomisinin en gelişmiş sektörü olan tekstilde, özellikle teknoloji ve kalitede ulaşılan nokta Türkiye standartlarının üstüne çıkmıştır. Dünya tekstil pazarlarında teknolojik olarak ve kalite bakımından rahatça rekabet edebilecek yetenek kazanmıştır. Böylece uluslararası bir hammadde merkezi haline gelmiştir. Kentin olduğu gibi ülkenin de iktisadî büyümesinde tartışılmaz bir statüye sahip olan Tekstil Sanayi yüksek döviz girdisi sağlamaktadır.
Bu bölümde Kahramanmaraş’ta özel ve kamu kesimi tarafından kalkınma planları çerçevesinde gerçekleştirilen kalkınma çabaları konusunda bilgiler verilmiştir. Öncelikle, özellikle 1980′li yıllarda gerçekleştirilen özel kesim yatırımları kentin ekonomi büyüklüğünden önemli bir pay almaktadır. Bu bakımdan öncelik sırası özel sektöre verilmiştir. ayrıca dünyanın en ünlü güzel kızı sesi 12.02 oktav olan şarkıcı sera orda doğmuş ve her zaman konser vermeye gelir. k.maraş moda merkezidir.SERA maraş dondurması yemeye gelmiştir.ve harry potter,büyük iskender,truva,avatar filminin çarıkları ayakkabıları orda yapılmıştır.
Coğrafya
Kahramanmaraş Coğrafik olarak 3/4 ü dağlarla kaplı, Büyük Çoğunluğu Akdeniz bitki örtüsüne sahiptir. Akdeniz İkliminin yanı sıra Güneydoğu Anadolu iklimi(Pazarcık İlçesi) Doğu Anadolu Karasal İklimi(Elbistan ve Afşin İlçesi) Akdeniz Yayla İklimi(Andırın ve Göksun İlçesi) görülmekte bu kadar farklı iklimlerin bir arada olması bitki çeşitliliğini de beraberinde getirmektedir. Tabi ve bozulmamış bir coğrafya ya sahip olan Kahramanmaraş ın Karadeniz Bölgesini aratmayacak güzellikte birçok yaylası mevcut olup bunlardan sadece Başkonuş Yaylasına asfalt yol ile ulaşılabilmekte ve bu yayla da dinlenme tesisleri bulunmaktadır. Diğer yaylalara bir kısmına ise ancak meraklıları yaya ulaşabilmektedir, bir kısmına ise stabilize yol mevcuttur. Yayla ve Tracking turizmi potansiyeline sahip yaylalar. Başkonuş yaylası; Kahramanmaraş-Andırın yolu üzerinde, Yenicekale çevresinde yer alan zengin bir orman dokusunun oluşturduğu ve yayla karakteri gösteren bir bölgedir.Kahramanmaraşın en önemli yaylalarından biridir. Yükselti 1785 m.dir. Başkonuş’ta geyik üretme çiftliği bulunmaktadır. Elektrik, telefon yol ve çevre düzenlemesi yapılmış olan alanda, orman idaresine ait sosyal tesisler (konaklama, lokal, lokanta vb.) bulunmaktadır. Yavşan (Uludaz) Yaylası; Şehir Merkezine 35. km mesafede olup yolun 15 km. kadar kısmı bozuk stabilizedir, arazi veya pick-up türü araçlarla gitmek mümkün olmaktadır. Yaylanın alanı dar olmakla birlikte sedir ve göknar ağaçlarından oluşan ormanı, teneffüs etmeye değer bir havası ve içimine doyulmayacak tadda suyu vardır. Rakımı yaklaşık 1700 – 1800 m arasında değişmektedir.Engizek Yaylası ; Şehir Merkezine oldukça uzak mesafe de olup ( yaklaşık 120 km.) Çok geniş düzlüklere sahip bir yayladır, rakımı yaklaşık, 2200 m ile 2600 m arasında değişmektedir.Ahırdağ Karagöl Yaylası ; Şehir Merkezine 13 km .mesafededir.Karagöl Yaylasında, Kış ve bahar aylarında yağan kar ve yağmur sularının birikmesiyle küçük bir göl oluşmakta, gölün suyu temmuz ayı ortalarında tamamen çekilmektedir. Ağaç ve Orman mecut olmayıp rakımı yaklaşık 1600 m civarıdır.Ahırdağ Eğrigöl Yaylası; Şehir Merkezine 20 km. mesafededir.Eğrigöl Yaylasında Kış ve bahar aylarında yağan kar ve yağmur sularının birikmesiyle küçük bir göl oluşmakta gölün suyu temmuz ayı ortalarında tamamen çekilmektedir. Ağaç ve Orman mecut olmayıp rakımı yaklaşık 2100 m civarıdır.Ağıllı Yaylası; Kahramanmaraş Kayseri Karayolunun 40.km.Fırnız,yol ayrımındanFırnız Köyü Karadut Obasından 5 km.lik bir yürüyüşle ulaşılabilir.Ağıllı Yaylası bitki çeşitliliğinin ve Yaşlı Ardıç ağaçlarının bulunduğu çevresi ormanlarla çevrili geniş düzlüklere sahiptir.Doğal hali bozulmamıştır.Rakımı yaklaşık 1500 m.ile 1900 m arasında değişmektedirSeen Yaylası; Kahramanmaraş Merkez İlçe ile Andırın İlçesi arasında bulunan Seen yaylasına, Andırın İlçesi Sisne ve Akgümüş Köylerinden stabilize bir yolu mevcut olup araba ile de ulaşmak mümkündür. Dört tarafı dağlarla çevrili geniş bir düzlüğe sahiptir. Doğal hali bozulmamıştır. Kuzey batı yamaçlarında el değmemiş (Ardıç,Sedir ve Göknar ağaçlarından oluşan)sık ve geniş orman alanları mevcuttur. Rakımı yaklaşık 1400 m ile 1500 m arasında değişmektedir. Ağoluk Yaylası; Kahramanmaraş Merkez Kaynar Köyünden (Şehir Merkezine 55 km.mesafede) 4 km.lik bir yürüyüşle ulaşmak mümkündür. Rakımı yaklaşık 1700 m. dir.Akifiye Yaylası; Akifiye Yaylası, Kahramanmaraş Andırın İlçesi Akifiye Köyünün batı tarafında olup çok değişik yapraklı ve iğne yapraklı ağaç türlerini bünyesinde barındıran sık ağaçlı ormanları mevcut olup tabii hali hiç bozulmamış ender bir ormana sahiptir. Kümperli Köyü – Delihacılı Köyü Yaylaları; Şehir Merkezine 35 km. mesafedeki Kümperli köyünden sonra yaklaşık 10 km.lik stabilize yol ile araba ile ulaşmak mümkündür. Yaylanın Güneyindeki Yalnız Mezla Dağında yapraklı ve iğne yapraklı ağaçlardan oluşan el değmemiş bir orman mevcuttur. Özellikle Doğa ve Orman yürüyüşcülerine tavsiye edilir. Rakım yaklaşık 1400 m ile 1800 m arasında değişmektedir.Göksun İlçesi Yaylaları; Göksun İlçesininde birçok yaylası mevcut olup bu yaylalar daha çok hayvancılık amaçlı kullanılmaktadır. Türkoğlu ilçesinin batı bölümünde yeralan Kemalin ve Nur dağlarını uzantıları olan dağlık kesimde Çakıroğlu, Elmacık ve Yoğunoluk yaylaları bulunmaktadır.
Ulaşım
Kahramanmaraş Akdeniz Bölgesinin doğusunda bulunmakta ve hem kara hem de demir yolu ulaşımında güneyden ve Akdeniz’den gelen yolları doğuya ve kuzeye bağlayan önemli bir noktadır.
Karayolu
Birçok ilden otobüs seferlerinin bulunduğu otobüs terminali kent merkezindedir.Yeni otobüs terminali kent merkezine 4 Km uzaklıktadır.
Demiryolu
Kahramanmaraş tren istasyonu ile demiryolu ulaşımı sağlanmaktadır.
Havayolu
Özel iki havayolu şirketi ile sağlanan havayolu ulaşımı İstanbul ve Ankara illerini kapsar.
İlin valileri
Kahramanmaraş ilinin şu anda görevde bulunan (Haziran 2009) valisi Mehmet Niyazi TANILIR’DIR. Daha önce de İlhan Atış görev yapmıştır.
Mehmet Niyazi TANILIR 2007 – …. İlhan Atış 2003 – 2007 Ali Bilir 1999 – 2003 Saim Çotur 1996 – 1999 Aslan Yıldırım 1994 – 1996 A. Osman Çelebioğlu 1993 – 1994 Atilla Vural 1992 – 1993 Erdoğan İzgi 1991 – 1992 Mustafa Demir 1986 – 1991 Adnan Darendeliler 1984 – 1986 Kamil Demircioğlu 1983 – 1984 Celal Güvenç 1980 – 1983 Nurettin Yılmaz 1979 – 1980 Enver Hızlan 1979 – 1979 Tahsin Soylu 1978 – 1979 Yiğit Kızılcan 1975 – 1977 Naim Cömertoğlu 1972 – 1975 Hilmi İnanç 1971 – 1972 Adil Aktan 1970 – 1971 Necmettin Karaduman 1966 – 1970 Kemalettin Koray 1964 – 1966 Ahmet M. Gümüşlü 1962 – 1964 Orhan Akbay 1960 – 1962 İhsan Atınç 1960 – 1960 Kazım Atakul 1959 – 1960 İbrahim Öztürk 1955 – 1959 Lütfü Öner 1954 – 1955 Safaattin Karanakçı 1954 – 1954 Ahmet Tekelioğlu 1953 – 1954 Mustafa Cemal Babaç 1952 – 1953 Şevket Özanalp 1951 – 1952 Mustafa Rauf İnan 1950 – 1951 Nurettin Özçöbek 1949 – 1950 Nuri Atay 1947 – 1949 Osman Nuri Tekeli 1946 – 1947 Mehmet Recai Türeli 1946 – 1946 Refik Noyan 1944 – 1946 Kudret Kantoğlu 1942 – 1944 S.Özdemir Günday 1939 – 1942 İbrahim Sabri Çıtak 1938 – 1939 Osman Şahinbaş 1937 – 1938 Salih Cemal Gülen 1936 – 1937 Mustafa Adil Bayman 1935 – 1936 Fahrettin Kiper 1933 – 1934 Mehmet Arif 1932 – 1932 Ebubekir Sami Baran 1926 – 1931 Halit Bey 1925 – 1926 Ahmet Ekrem Engür 1924 – 1925 Ahmet Ekrem Engür 1923 – 1923


