Çankırı Sohbet Odalari
Eylül 14, 2010 by EfeNdiSiZZz
Filed under Sohbet Odaları
![]()
Çankırı Sohbet Odalarına girmek için aşagıda bulunan alana nickinizi varsa şifrenizi yazip Sohbete Başla butonuna basınız
![]() |
Çankırı Yararlı Linkler;
| ÇANKIRI HABER PORTALI | http://www.haber18.com |
| Çankırı 80. Yıl Cumhuriyet Lisesi | http://www.cankiricumhuriyetlisesi.com |
| Madde Bağımlığı İle Mücadele Derneği | http://www.umud.org/tr/ |
| Alpsarı Köyü Web Sitesi | http://www.alpsari.net |
| Çankırı Araştırmaları Sitesi | http://www.cansaati.org |
| Çankırı Orta İlçesi Kanlıca Köyü Web Sitesi | http://www.kanlica18.com |
| Çankırı Tarım İl Müdürlüğü::.. | http://www.cankiritarim.gov.tr |
| Çankırı Yöresel Siteler | http://www.cankiri18.com/toplist/ |
| Köyümüzden İsmail ŞENTÜRK’ ün sitesi canlı radyo iye yayında | http://www.laffla.com |
Çankırı Hakkında Bilgi;
GENEL BİLGİLER
Yüzölçümü: 8.454 km²
Nüfus: 279.129 (1990)
İl Trafik No: 18
Yılın yarısında karlarla kaplı yüce dağları, topraklarının üçte birini kaplayan ormanları, kamp, karavan, yaya ve atlı yürüyüş, bisiklet, fotoğrafçılık ve avcılık gibi pek çok turizm çeşidine elverişli yaylaları, zengin termal kaynakları ve içmeleri, yüzyıllardır yaşatılan kültürel değerleri, sevecen insanları ve geleneksel konukseverliği ile doğayla baş başa kalmak ve şehir hayatından uzaklaşmak isteyenler için idealdir.
İLÇELER:
Çankırı ilinin ilçeleri; Atkaracalar, Bayramören, Çerkeş, Eldivan, Eskipazar, Ilgaz, Kızılırmak, Korgun, Kurşunlu, Orta, Ovacık, Şabanözü ve Yapraklı’dır.
Yapraklı: Çankırı’ya 32 km uzaklıkta bulunan Yapraklı, Osmanlı İmparatorluğu döneminde panayırıyla ünlüydü. İlçe sınırları içersinde bulunan Büyükyayla 1600-1700 metre yükseklikte bir turizm ve doğa cenneti gibidir.
GEZİLECEK YERLER
Cami ve Türbeler
Çankırı’da buluna türbeler Emir Karatekin Bey Türbesi ve Hacı Murad-ı Veli Türbesidir.
Taş Mescit: (Cemaleddin Ferruh Darülhadisi) Çankırı’da Selçuklu Dönemi’nden kalma en önemli yapıdır. İki ayrı yapıdan oluşan eserin şifahane kısmı, Anadolu Selçuklu Hükümdarı Keyhüsrevoğlu I.Alaadin Keykubat zamanında Çankırı Atabeyi Cemaleddin Ferruh tarafından Miladi 1235 yılında yaptırılmıştır. Şifahaneye 1242 yılında bir de darulhadis kısmı ilave edilmiştir.
Yapının plastik sanatlar bakımından önemi ise, üzerinde yer alan iki adet figürlü parçadan meydana gelmektedir. Bunlardan biri sürekli yayınlara konu olmuş ve üzerinde durulmuştur. 100×25 cm ebatlarındaki bu kabartmanın özelliği, gövdeleri birbirine dolanan iki ejder (yılan) motifidir. Ejderlerin başları birbirine karşılıklı gelecek şekilde biçimlendirilmiştir. Günümüzde “Tıp Sembolü” olarak kullanılan kabartmanın orjinali kaybolmuş olup aslına uygun olarak yaptırılan yenisi yerine konulmuştur.
Halk arasında su içen yılan olarak da isimlendirilen ikinci parça diğerinin aksine alçak kabartma şeklinde olmayıp başlı başına bir heykel görünümündedir. Darulhadis’te kullanılan gözenekli taştan yapılmış olan parça kupa şeklinde olup gövdesine bir yılan sarılmakta ve üst kısmında uzantı yaparak sonuçlanmaktadır. Bu motif ise günümüzde “Eczacılık Sembolü” olarak kullanılmakta ve halen Çankırı Müzesi’nde sergilenmektedir.
Büyük Camii: (Ulu-Sultan Süleyman Camisi) Mimar Sinan Dönemi eserlerinden olan cami, Büyük Osmanlı Hükümdarı Kanuni Sultan Süleyman’ın emriyle Sadık Kalfa tarafından inşa edilmiştir.
Medreseler
Osmanlı Döneminde, ülkenin her tarafında olduğu gibi Çankırı’da da okumaya ve ilme büyük önem verilmiş ve birçok medrese kurulmuştur. Bugün Büyük Camii’nin doğusunda bulunan Çivitçioğlu Medresesi ile Buğday Pazarı Camii bahçesindeki Buğday Pazarı Medresesi XVII. yüzyıldan günümüze kadar ulaşan eserlerdendir.
Milli Parklar ve Korunan Alanlar
Ilgaz Dağı Milli Parkı
Kastamonu – Ilgaz Dağı Milli Parkı
Yeri: Batı Karadeniz Bölgesinde, Çankırı ve Kastamonu il sınırları içerisinde yer almaktadır.
Ulaşım: Milli Park alanına Çankırı-Kastamonu Devlet Karayolu ile ulaşım sağlanmakta olup saha Kastamonu’ya 45 km.,Ankara’ya 200 km. uzaklıktadır.
Özelliği: Orta Anadolu’dan Kuzey Anadolu’ya geçiş kuşağında yükselen Ilgaz Dağlık yöresinin arazi yapısı genellikle serpantinler,şistler ve volkanik kayaçlardan meydana gelir. Sahada yer yapısı kadar dağ oluşum hareketleri yönünden de ilgi çekici örnekler bulunmaktadır. Ülkemizin en uzun ve en hareketli kırık hattı olan kuzey Anadolu fayı,Ilgaz Dağının güney eteklerinden geçer. Ayrıca saha değişik karakterde vadiler sırtlar ve doruklardan meydana gelir, üstün peyzaj güzellikleri sunan jeomorfolojik yapıya sahiptir.
Ilgaz Dağının eteklerinden doruklarına doğru gelişen karaçam, sarıçam, göknar hakim ağaç türlerinden meydana gelen bitki örtüsü, zengin ormanaltı topluluğu ile desteklenmektedir. Bol ve bütün yıl akışlı akarsuları ile zengin bitki örtüsünün oluşturduğu şartlar karaca, geyik, yaban domuzu, kurt, ayı, tilki gibi yaban hayatı türlerine uygun yaşama ortamı sunmaktadır.
Milli Parkın diğer önemli bir kaynağı da kış sporları imkanıdır. Ilgaz Dağının bu doğal ve rekreasyonel kaynakları ana özelliğini oluşturur.
Görülebilecek Yerler: Ilgaz Dağının yer yapısı ve dağ oluşumu hareketlerinin ilginç ve ilgi çekici örnekleri ziyaretçileri çeker özelliktedir. Ayrıca Milli Park sahası içerisindeki değişik bitki zenginliği ve peyzaj değerlerini sunan vadiler ve sırtlar mutlak görülmesi gerekli yerlerdir. Milli Parkın kayak sporu yapma imkanı sunan Ankara Konağı da önemli bir değer noktasıdır.
Mevcut Hizmetler ve Konaklama: Ankara il merkezine en yakın kayak sporu merkezi bu Milli Park içerisindedir. Ayrıca sahada ziyaretçilerin doğal yürüyüş,çadırla ve karavanla kamp yapma olanağı ile günübirlik aktiviteleri için uygun olanaklar mevcuttur.
Milli Park sınırları içindeki Baldıran vadisinde alabalık üretme istasyonu ve avlanma göletleri hizmete açıktır. 15 Haziran-15 Eylül tarihleri arasında ziyaretçiler bu sahada sportif olta balıkçılığı yapabilecekleri gibi isteklerine göre üretim istasyonundan balık alma imkanına sahiptirler.
Milli Parka gelen ziyaretçilerin yeme-içme ve konaklama ihtiyaçlarını karşılamak üzere park içinde bir otel ,idari müze ve Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü’ne ait eğitim tesisleri bulunmakta, ayrıca Milli Parkta kış sporları için Beden Terbiyesi Genel Müdürlüğü’nün Tele-Sandalye Tesisi bulunmaktadır.
Tabiat Anıtları (Dokuzkardeşler Çamı)
Çankırı – Dokuzkardeşler Çamı
Yeri: Çankırı
Özelliği: 200 yaşında, 25 m.boyunda 2.8 m. çapında karaçam.
Tesis Tarihi: 29.09.1994
Çankırı – Eskipazar Türbe Camii Çamı
Yeri: Çankırı, Eskipazar Türbe Camii bahçesinde
Özelliği: 300 yaşında 7.5 m. boyunda, 1.40 m. çapında çam ağacı
Tesis Tarihi: 27.09.1994
Yaylalar
Büyük Yayla (Yapraklı) ve Kırkpınar Yaylası (Ilgaz) önemli yaylalarıdır.
Mağaralar
Çankırı’nın yaklaşık 20 km doğusunda yer alan Tuz Mağarası, kayatuzu yataklarının işletilmesi maksadıyla açılmış olup bugün nispeten dar girişinin devamında modern karayolu tünellerini andıran birçok galeriden meydana gelmiş ilginç ve büyük bir mağaradır.
Kuş Gözlem Alanı
Ilgaz Dağları
Sportif Etkinlikler
Kayak Merkezi: Ilgaz Dağı Milli Parkı sınırları içerisinde kayak merkezi bulunmaktadır.
Ilgaz Kayak Merkezi
Kastamonu – Ilgaz
Karadeniz Bölgesi, Kastamonu ve Çankırı illeri sınırında zirvesi 2850 m. olan Ilgaz Sıradağları üzerinde, Ilgaz Milli Parkı içerisinde yer alır. Kış turizminin yanı sıra, sahip olduğu doğal güzellikleri ile dört mevsim turizme elverişlidir.
Ulaşım: Kastamonu’ya 40, Çankırı’ya 73, Ankara’ya 203 km, İstanbul’a 475 km.dir. Kayak Merkezine, İstanbul-Kastamonu’ ya karayolu ile Ankara-Kastamonu karayolunun kesiştiği noktada yer alan Ilgaz yerleşme bölgesinin yaklaşık 25 km. kuzeyinden ayrılan mevcut yolla ulaşılabilir. Merkeze en yakın havaalanı 203 km. uzaklıktaki Ankara Esenboğa havaalanıdır. Şehir merkezinden kayak tesislerine tur otobüsleri ve özel araçlarla ulaşmak mümkündür.
Coğrafya: Karasal İklime sahip bölgede hakim rüzgar yönü kuzey-kuzeybatı yönlerindedir. Kayak mevsimi Aralık ayında başlayıp Nisan ayına kadar sürer. Kar kalınlığı 50-200 cm. dir. Kayak pistleri 1800-2000 m yükseklikleri arasındadır.
Konaklama ve Diğer Hizmetler:Kayak Merkezinde 5 adet devlet konukevi, 2 adet otel bulunmaktadır. Tesise 3 km. uzaklıkta bir otel daha bulunmaktadır. Tesislerde sağlık hizmetleri, kayak dersi ve kayak malzemeleri hizmetleri bulunmaktadır. Ayrıca 2001 yılı başında Bostan mevkiinde 5 yıldızlı, 320 yatak kapasiteli bir otel ve 88 apart daireden oluşan bir kompleks hizmete girmiştir.
Mekanik Tesisler ve Pistler:Kayak merkezinde bir adet çift iskemleli telesiyej tesisi ile 1 adet teleskitesisi bulunmaktadır. 700 m. uzunluğundaki telesiyej tesisi 700 kişi/saat kapasitede, 950 m. uzunluğundaki teleski 1000 kişi/saat kapasitededir. Tesise 3 km uzaklığındaki özel otele ait 300 uzunluğunda babylift tesisi bulunmaktadır.
Avcılık: İl genelindeki ormanlık alanlarda çok miktarda yaban domuzu bulunmakta ve yılın her mevsimi avlanabilmektedir. Kurt, tilki, tavşan, keklik, bıldırcın gibi av hayvanları da sezonluk olarak avlanabilmektedir.
Müzeler
Çankırı Müzesi: Çankırı Müzesi’nde Neolitik, Kalkolitik, Eski Tunç, Hitit, Firig, Helenistik, Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerine ait eserlerinin sergilenmesi ve tanıtımı yapılmaktadır.
Müzenin teşhir salonunda arkeolojik ve etnolojik eserler birlikte sergilenmektedir. Arkeoloji bölümünde Eski Tunç, Hitit, Helenistik, Roma ve Bizans dönemlerine ait eserler bulunmaktadır. Etnografya bölümünde ise Çankırı ve çevresine ait çeşitli dokumalar, el işlemeleri, hat sanatı örnekleri, baskı kalıpları, kıyafetleri, silahlar, süs eşyaları ile günlük hayatta kullanılmış olan çeşitli eserler teşhir edilmektedir.
Müze Tel : (+90-376)213 02 04
Adres : Atatürk Bulvarı 100. Yıl Kültür Merkezi Kat: 2
Örenyerleri
Cendere (Salman) Höyük: Ilgaz ilçesinin güneydoğusunda, Çankırı-Kastamonu karayolunun kenarında bulunan Cendere Köyü’ndedir. Bölgedeki anıtsal yapılar, Devrez Çayının güneyinde kayalık, yüksekçe bir tepenin doğuya bakan yamaçlarındadır. Burada çok sayıda insan eliyle oyulmuş mağaralar, kaya mezarları, kaya kilisesi olabileceği tahmin edilen tapınak ve amacı tam olarak bilinmeyen oyuklar bulunmaktadır. Burasının, dini törenlerin yapıldığı ve muhtemelen Höyükle bağlantılı, kutsal kabul edilen alanlardan olduğu tahmin edilmektedir. Kaya tapınakları, ulaşım yollarının geçtiği sarp ve dar geçitlere, kervanların, talancı eşkıyadan korunması amacıyla ibadet ve dua etmek için yapılmıştır.
Sakaeli Kaya Mezarları: Genel olarak Roma ve Bizans Dönemlerine ait olduğu tahmin edilen bu mezarlar, Çankırı’ya 69 km mesafedeki Orta ilçesinin 8 km kuzeydoğusunda yer alan SakaeliKöyü’ndedir.
Çankırı Kalesi: Şehrin kuzeyinde küçük bir tepe üzerine kurulmuştur. Romalılar, Bizanslılar, Danişmentliler, Selçuklular ve Osmanlılar dönemlerinde sağlamlığıyla ünlü yapıdan günümüze, birkaç sur kalıntısından başka bir şey kalmamıştır.
COĞRAFYA
İç Anadolu Bölgesinin kuzeyinde İç Anadolu ile Batı Karadeniz geçiş alanında bulunan Çankırı ilinin denizden yüksekliği 723 metredir. İlin kuzey sınırındaki dağlar aynı zamanda en yüksek kesimini teşkil eden Kuzey Anadolu dağlarının ikinci sırasındaki Ilgaz Dağlarıdır. İl sınırları içindeki akarsuların en büyüğü, aynı zamanda ülkemizin en uzun nehri olan Kızılırmak’tır.
İlin ormanları başta Ilgaz ilçesi olmak üzere Eldivan, Elaman, Eğriova, Düvenlik, Işık Dağı, Ilısılık, Yapraklı, Sarıkaya, Karakaya ve Erikli dağları ve çevresindedir. İldeki bitki örtüsünün üst florasını oluşturan iğne yapraklı ağaçlar, özellikle karaçam, sarıçam, ardıç, meşe, ladin ve köknar gibi orman ağaçlarıyla ahlat ve kızılcık ağaçlarıdır. Ayrıca akarsular boyunca söğüt ve kavak ağaçları ile zengin meyve bahçelerine rastlanmaktadır.
İlde İç Anadolu Bölgesi’nin kara iklimi egemendir. Yazlar sıcak ve kurak, kışlar soğuk ve yağışlı geçmektedir. En sıcak aylar Temmuz ve Ağustos, en soğuk aylar Ocak ve Şubat’tır.
TARİHÇE
Çankırı’da Neolitik Devirden (M.Ö.7000-5000) bu yana kesintisiz bir yerleşimin varlığı bilinmektedir.
Çankırı sırasıyla Hitit, Frig, Kimmer, Pers, Büyük İskender, Roma, Bizans, Selçuklu, Danişment, Candaroğlu ve Osmanlı dönemlerini yaşamıştır. Bizans Döneminde Germanikopolis ve Gangra, daha sonraları Kengri olarak adlandırılan İl, Cumhuriyet Döneminde Çankırı adını almıştır.
NE YENİR?
Çankırı’nın yöresel yemekleri etli hamur(mantı), tarhana çorbası, gözleme, cızlama, güveç, pıhtı, harmandaşı, fit fit aşı, cevizli hamur, çeç böreği, mıhlama, keşkek, çalma, çekme helvası, baklava olarak sayılabilir.
Çankırı’dan Yemek Tarifleri
Hoşmerim (tatlı)
Malzemeler:
2 su bardağı un
300 gr. Tereyağı
1 çay kaşığı tuz
1/2 kg. bal
Hazırlanışı: Yağ eritildikten sonra unu ilave edilir. Karıştırılarak meyane haline getirilir, tuzlu bir fincan su ilave edilerek karıştırılır, kızarınca tavaya bastırılır. Kısık ateşte bırakılır, karıştırılıp tekrar bastırılır. Gevrek bir hal alıncaya kadar bu işlem devam eder. Sonra servis tabağına alınıp üzerine bal dökülür ılık olarak servise sunulur.
Zeytinyağlı pırasa dolması
Malzemeler:
1 kg. pırasa ( kalın olanlar tercih edilir )
1 su bardağı pirinç
250 gr. kıyma
1 baş soğan
1 kaşık salça
Tereyağı, zeytinyağı
Maydanoz, karabiber, pul biber
1 limon
Hazırlanışı: Kalın pırasalar 8 cm. boyunda kesilir sıcak suda 10 dakika kadar haşlanarak kesilip katları ayrılır. Soğan ufak doğranır 1 kaşık tereyağı ile kavrulur, pirinç, kıyma, maydanoz, karabiber, tuz, pul biber ve salça ilave edilip karıştırılır. Katları ayrılan pırasaların aralarına hazırlanan malzemeden konarak sarılır. Tencereye dizilen dolmaların üzerine 1 kaşık zeytinyağı ve sulandırılmış salça dökülüp yarım limon sıkılır suyunu çekinceye kadar pişirilir. Servis tabağına alınarak üzerine limon suyu ilave edilip servise sunulur. İsteğe göre sıcak veya soğuk yenebilir.
LİNKLER
Çankırı Valiliği http://www.cankiri.gov.tr
Çankırı Belediyesi http://www.yerel.com/cankiri
YAPMADAN DÖNME
Kış aylarında Doruk Mevkiinde kayak yapmadan,
Ilgaz Dağı Milli Parkını görmeden,
Çankırı Müzesini gezmeden,
…Dönmeyin.
Çorum Sohbet Odalari
Eylül 14, 2010 by EfeNdiSiZZz
Filed under Sohbet Odaları
![]()
Çorum Sohbet Odalarına girmek için aşagıda bulunan alana nickinizi varsa şifrenizi yazip Sohbete Başla butonuna basınız
![]() |
Çorum Hakkında Bİlgi;
Çorum (Merkez), Karadeniz Bölgesi’nde Çorum ilinin merkezi olan şehir. Toprak sanayi ve makina imalat sanayi çok gelişmiştir. Orta Karadeniz Bölümü’nün iç kısmında yer almaktadır. Doğuda Amasya, güneyde Yozgat, batıda Çankırı, kuzeyde Sinop, kuzeydoğuda Samsun, güneybatıda Kırıkkale ile çevrilidir.
Enlem ve boylam değerlerine göre ise; 34 derece 04 dk. doğu boylamları ile 39 derece 54 dk. kuzey enlemleri arasında yer almaktadır. Deniz seviyesinden ortalama yüksekliği (rakımı) 820 metredir.
Ankara’ya 244, İstanbul’a 608, Amasya’ya 92, Sinop’a 294, Samsun’a 172, Tokat’a ise 188 km. mesafededir.
İlçelerin İl merkezine uzaklıkları ise; Alaca 52, Bayat 83, Boğazkale 87, Dodurga 42, İskilip 56, Kargı 106, Laçin 29, Mecitözü 37, Oğuzlar 68, Ortaköy 57, Osmancık 59, Sungurlu 72 ve Uğurludağ 66 km’dir.
Tarihçe
Yapılan çalışmalar sonucunda, yontma taş çağı (Paleolitik) Cilalı Taş Devrinde (Neolitik) kalkolitik dönemin 4. aşamasında Çorum Bölgesinde insan yerleşimlerinin bulunduğunu ortaya çıkarmıştır. Bu devir eserlerine Alacahöyük, Büyük Güllüce, Boğazköy, Eski yapar, Kuşsaray’da rastlanmıştır. Yerleşimler bu dönemden itibaren devamlılık göstermiştir. Çorum ve çevresi daha sonra Hitit, Frig, Kimmer, Med, Pers, Galat, Roma, Bizans, Selçuklu, Danişmend, Moğol, Ertena, Kadı Burhanettin ve Osmanlı hakimiyetine girmiştir.
Çorum , binlerce yıldır çeşitli uygarlıkların yan yana ve üst üste oluşturduğu , yerli Anadolu kültür geleneğini devam ettiren illerin başında gelir.Maddi kültür belgelerinin zenginliği açısından adeta bir açık hava müzesi görünümünde olan Çorum yöresi ; 1830’lu yıllardan itibaren Avrupalı gezginlerin , bir çok yerli ve yabancı bilim adamlarının ilgi odağı haline gelmiştir.
Çorum Nüfus
Yıllara göre ilçe nüfus verileri
Yıllar Merkez Köyler Toplam
2007 202.322 41.278 243.600
2000 161.321 60.378 221.699
1997 147.112
1990 116.810 72.938 189.748
1985 96.725
1980 75.726 93.259 168.985
1975 64.852
1970 54.576 89.993 144.569
1965 41.574
1960 34.726 83.810 118.536
1950 88.056
1927 60.752
1907 80.973
1893 49.057
1831 10.075
Coğrafya ve iklim
Çorum, bulunduğu yüksek platoda tipik karasal iklim özelliklerini gösterir.Yazlar sıcak ve kurak, kışlar soğuk ve genelde kar yağışlıdır. İlkbahar ve sonbaharda azda olsa yağmurludur. özellikle yaz akşamları bile serin bir havaya sahiptir.
Kuzey Anadolu Fay Hattı Çorum’un 20 km. kuzeyinden geçmektedir.
Önemli dağ ve tepeleri şunlardır: Erenler tepesi, Kargı 2.097 mt.Türbe tepe,Kargı 1.981 mt. Kara tepe-Mecitözüt 1.846 mt., Kırklar Dağ-Mecitözü 1.791 mt., Teke dağ- İskilip 1.700 mt. Çağşak köyünde bulunan kartal (urlu)dağı 1670.mt.Çatalkaya Tepesi-Karadağ- Çorum-Merkez 1.566 mt.dir.
Ovaları: Çorum Ovası, Bozboğa Ovası, Ovasaray Ovası, Hüseyin Ovası, Dedesli Ovası, Taybı Ovası, Mecitözü Ovası, Osmancık Ovası, Düvenci Ovası.(pelitcik koyu agcebuk ovası)
Akarsuları :Kızılırmak, Yeşilırmak,Çat suyu,Mecitözü çayı,Çekerek ırmağı.
İl: Çorum • İlçe Merkezi: Çorum (Merkez)
Beldeler: Düvenci • Konaklı • Seydim
Çorum Köyleri
Abdalata • Acıpınar • Ahiilyas • Ahmediye • Ahmetoğlan • Akçakaya • Aksungur • Akyazı • Altınbaş • Arpalık • Arpaöz • Arslanköy • Atçalı • Ayaz • Ayvalı • Babaoğlu • Balıyakup • Balumsultan • Bayat • Bektaşoğlu • Beydili • Boğabağı • Boğacık • Boğazönü • Bozbuğa • Budakören • Burunköy • Büğet • Büğdüz • Büğrüoğlu • Büyükdivan • Büyükgülücek • Celilkırı • Cemilbey • Cerit • Çağşak • Çakır • Çalıca • Çalkışla • Çaltıcak • Çalyayla • Çanakçı • Çatak • Çayhatap • Çeşmeören • Çıkrık • Çobandivan • Çorak • Çukurören • Dağkarapınar • Değirmendere • Delibekiroğlu • Deliler • Denizköy • Dereköy • Dutçakallı • Dutköy • Düdüklük • Eğerci • Elicek • Elköy • Elmalı • Erdek • Ertuğrul • Eskice • Eskiekin • Eskikaradona • Eskiköy • Eskiören • Eşençay • Evcikuzkışla • Evciortakışla • Evciyenikışla • Eymir • Feruz • Gemet • Göcenovacığı • Gökçepınar • Gökdere • Gökköy • Güneyköy • Güveçli • Güvenli • Güzelyurt • Hacıahmetderesi • Hacıbey • Hacımusa • Hacıpaşa • Hamamlıçay • Hamdiköy • Hankozlusu • Harmancık • Hımıroğlu • Hızırdede • İğdeli • İkipınar • İnalözü • İsmailköy • Kadıderesi • Kadıkırı • Kalehisar • Karaağaç • Karabayır • Karabürçek • Karaca • Karacaören • Karadona • Karagöz • Karahisar • Karakeçili • Karapınar • Kavacık • Kayı • Kazıklıkaya • Kertme • Kılıçören • Kınık • Kınıkdeliler • Kırkdilim • Kışladeresi • Kızılpınar • Kiranlık • Kirazlıpınar • Kireçocağı • Kozluca • Köprüalan • Kultak • Kumçelteği • Kuruçay • Kuşsaray • Kutluca • Küçükdüğenci • Küçükgülücek • Küçükpalabıyık • Laloğlu • Mecidiyekavak • Mislerovacığı • Mollahasan • Morsümbül • Mustafaçelebi • Mühürler • Narlık • Osmaniye • Oymaağaç • Öksüzler • Ömerbey • Örencik • Palabıyık • Pancarlık • Paşaköy • Pembecik • Pınarcık • Pınarçay • Salur • Sapa • Sarayköy • Saraylı • Sarılık • Sarımbey • Sarışeyh • Sarmaşa • Sazak • Sazdeğirmeni • Serban • Serpin • Sevindikalanı • Seydimçakallı • Seyfe • Sırıklı • Soğuksu • Şahinkaya • Şanlıosman • Şekerbey • Şendere • Şeyhhamza • Şeyhmustafa • Tarhan • Tarhankozlusu • Taşpınar • Tatar • Teslim • Tolamehmet • Tozluburun • Turgutköy • Türkayşe • Türkler • Uğrak • Üçköy • Ülkenpınarı • Üyük • Yakuparpa • Yaydiğin • Yenice • Yenihayat • Yenikaradona • Yeşildere • Yeşilyayla • Yoğunpelit
Çorum ilçeleri: Merkez • Alaca • Bayat • Boğazkale • Dodurga • İskilip • Kargı • Laçin • Mecitözü • Oğuzlar • Ortaköy • Osmancık • Sungurlu • Uğurludağ
Çorum Haritası

Denizli Sohbet Odalari
Eylül 14, 2010 by EfeNdiSiZZz
Filed under Sohbet Odaları
![]()
Denizli Sohbet Odalarına girmek için aşagıda bulunan alana nickinizi varsa şifrenizi yazip Sohbete Başla butonuna basınız
![]() |
Denizli Yararlı Linkler:
DENİZLİ SANAYİ ODASI
DENİZLİ SOROPTİMİST KULÜBÜ
DENİZLİ İŞKUR İL MÜDÜRLÜĞÜ
MERKEZİ FİNANS VE İHALE BİRİMİ
KADIN GİRŞİMCİLİĞİNİN DESTEKLENMESİ AB PROJESİ
Denizli Hakkında Bilgi;
Bu madde Denizli il sınırları içindeki tüm bölgeyi kapsamaktadır. Başlığın diğer anlamları için Denizli (anlam ayrım) sayfasına gidiniz.
Denizli, Türkiye‘de Ege Bölgesi‘nin güneyinde bulunan bir şehir.
Tekstil ürünleri ve yöreye has Denizli horozu ile meşhurdur.
Anadolu Yarımadası‘nın güneybatı, Ege Bölgesi’nin güneydoğusunda yer almaktadır. Ege ve Akdeniz Bölgeleri arasında bir geçit durumundadır. Denizli İli’nin her iki bölge üzerinde de toprakları vardır. Denizli ili 28° 38′ – 30° 05′ doğu meridyenleri (doğu uç noktası; Çivril ilçesi Gümüşsu – Gökgöl Koyu Dinar sınırında Efekli Tepe, batı uç Aydın,Manisa; güneyde Muğla; kuzeyde Uşak illeri ile komşudur.) Yüzölçümü 11.692 km², denizden yükseltisi ise 428m’dir.
Nüfus
Ülkemizin en fazla göç alan illerindendir.İlin 2009 yılı nüfus sayımı sonucuna toplam nüfusu 955.000′dir.
Denizli merkez ilçenin nüfusu ise 480.200′dir. Merkez hariç 18 ilçe, 58 Belediye, 455 köyü vardır. Fakat Denizli havzasında yer alan birçok belde Tbmm kararıyla Denizli Belediyesi’ne bağlanmış dolayısıyla Denizli’nin nüfusu 2007 sonuçlarına göre 480.000′e yükselmiştir.Bu beldeler 2009 yerel seçimlerine katılamayacaklardır. İçişleri Bakanlığı‘nca sürdürülen MERNİS Projesi çalışmaları neticesinde ilde de tüm vatandaşların % 97’sine vatandaşlık numarası verilerek nüfus işlemlerinde gerekli serilik sağlanmış ve işlemler sorunsuz olarak sürdürülmektedir.
Denizli şehri ilk defa, bugün şehir 6 km kuzeyinde, Eskihisar Köyü civarında, Milattan önce 261 – 245 yılları arasında, Suriye Kralı ikinci Antiokhos tarafından kurulmuştur. II. Antiokhos kente karısı Laodikeia‘nin adını vermiştir. Laodike’nin kenti anlamına gelen “Laodikeia” adını alan kent, M. S. 7. yüzyılda büyük bir depremle yıkılınca, kent bugünkü Kaleiçi mevkiine taşınmıştır. Türkler Denizli havalisini zapt ettikten sonra, kenti “Ladik” adıyla anmışlardır. (Bkz: www.pamukkale.edu.tr/laodikeia Laodikeia Kazıları)
Denizli adına, tarihi kaynaklarda başka başka isimler olarak rastlamaktayız. Selçuklu kayıtları ve Denizli mahkemesi seciye sicilleri Ladik ismini vermektedir. İbni Batuta’nın seyahatnamesinde Tunguzlu denilmektedir. Mesalikullebsar’da da Tunguzlu olarak kaydedilmiştir.
Timurlenk‘in zafernamesini yazan, Şerafettin Zemdi Tenguzlug ve Tonguzlug gibi iki isimden bahsetmektedir. Tensiz kelimesi eski Türkçe’de Deniz demektir. Tunguzlu ise bugünkü imlasıyla Denizli demektir. Netice olarak Denizli adı, Tenguzlu ve Tunguzlu kelimelerinin zamanla ağızdan ağıza, Denizli kelimesi haline gelmesinden bugünkü şeklini almıştır.
Denizli ve havalisinde Türkler ilk defa 1070 yılında görüldüler. Afşin Bey bütün Anadolu‘yu kastettikten sonra Laodikya’yı yağma ederek, Honaz‘ı zaptetmiştir. 1071 yılından sonra Denizli ve çevresiKutalmışoğlu Süleyman Şah‘in mahiyetindeki beyler tarafından fethedilmiştir.
1097 yılında Bizans İmparatoru Aleksis Komnenos, Yuannis Dukas‘ı Batı Anadolu’nun fethi için görevlendirdikten sonra bu yöre Bizanslılar’ın eline geçti. Bu sırada Türk kuvvetleri Orta Anadolu’da bulunuyordu. Bizanslıların elinde kısa bir süre kalan bu güzel beldemiz 1102 yılında yeniden Kılıçarslantarafından zapt edilmiştir. Bu tarihten sonra Türk kuvvetleri Alp Arslan‘ın komutasında Bizans topraklarına sürekli akınlar yapıyordu. 1119 yılında Bizanslılar, büyük bir ordu ile Denizli ve havalisine saldırdılar. Bu bölgede az sayıda Türk kuvveti bulunduran ‘Alparslan’ önderliğindeki Türkler, bu yöreyi terketmek zorunda kalmıştır. Ertesi yıl tekrar gelen Bizanslılar Uluborlu taraflarına kadar istila ettiler.1147 yılında II.Haçlı Ordusu Fransız Kralı VII. Lui’nin komutasında, Ege Bölgesi’nden güneye doğru hareket ederek, Denizli civarını işgal etmiştir. Buradan Antalya istikametine hareket eden Haçlı Ordusu’nun öncü birlikleri, Acıpayam Ovası‘nı geçtikten sonra, ordunun ağırlıkları ve artçı birlikleri aynı yolu takip ederek, Kazıkbeli‘nden geçmek için hareket etmişlerdi. Fakat orada yapılan çetin gerilla savaşlarında Haçlı Ordusu çok büyük kayıp vermiştir.
1177 yılında Bizans İmparatoru Manuel Komnenos, Selçuklu topraklarına yeni bir sefer düzenleyerek Laodikya ve civarını yağma edip İstanbul‘a dönmüştür. Ertesi yıl Türkler Laodikya’ya gelerek şehri zaptetmişlerdir. Manuel Komnenos 1176 yılında büyük bir ordu ile Laodikya ve Honaz civarını geri almışsa da Selçuklular’la yaptığı savaşta yenilmiştir. Bu savaşa Miryokefalon Savaşı adı verilmektedir ve Çivril- Gümüşsu (Homa) yakınlarında Düzbel geçidi ve çevresinde gerçekleşmiştir. II. Kılıçarslan bu savaştan sonra sınırlarını genişleterek Bizans topraklarına akınlar düzenlemiştir. Selçuklular, Atabey komutasında yapılan bu akınlardan büyük ganimetler elde ediyordu. Bizanslılar Atabey komutasındaki bu orduyu Sarayköy yakınlarında pusu kurarak mağlup ettiler. Bu savaşta Atabey şehit oldu.
Bu tarihlerden sonra Denizli ilinin doğu kısımlarına Türkler yerleşmeye başladı. Böylece Türk akıncıları, Küçük Menderes Vadisi’ne kadar ilerleme fırsatını bulmuşlardır. 1190 yılında II. Haçlı Ordusu Laodikya’ya gelmiştir. Haçlı Ordusu Komutanı Frederick Barbarossa, Bizanslılar tarafından sevinçle karşılanmıştır. Buraya yerleşmiş olan Türk boyları, çadırlarını bırakarak dağlara çekilmişler ve Haçlı ordusuna karşı ani baskınlar düzenlemişlerdir. Denizli ve havalisi, takriben 13. asrın ilk yıllarında Gıyaseddin Keyhüsrev tarafından 4 defa fethedilmiştir. Diğer bir rivayete göre, Laodikyalılar tarafından bir Türk kervanının soyulması üzerine, Selçuklu beylerinden Mehmet ve Servet beylerin komutasında bir Selçuklu ordusu, Laodikya ordusunu yenmiş ve haraç olarak bu bölgeyi antlaşma ile almıştır.
Diğer bir rivayet ise şudur: 12. yüzyıl sonlarında Bizanslıların Burdur‘a kadar ilerlemeleri üzerine Konya Sultanı Osman ve Hüsamettin beyleri bu bölgeye göndermiştir. Osman Bey, Acıpayam Ovası’nı, Hüsamettin Bey de, Çal taraflarını zaptetmişlerdir. Denizli ve havalisinin Selçuklulara bağlı bir beylik halinde teşekkülü, Selçuklu hükümdarı Gıyaseddin Keyhüsrev zamanında, 1207 yılında olmuştur. 1209 yılında İznik‘i başkent yapan Teodor Laskaris ile Selçuklular’ın arası açılmıştır. Gıyaseddin Keyhüsrev, Laskaris’ten, Aleksios’un tahtına iadesini isteyince, İznik Devleti ile Selçuklular, Denizli’nin batısında Alaşehir ile Antiokya arasında savaşa tutuştular. İlk seferde savaşı kazanan Türkler yağmaya dalınca hücuma gecen Rum askerleri, Gıyasettin Keyhüsrev’i şehit ettiler. Böylece savaşın sonunda galip gelen Bizanslılar, Batı Anadolu’ya bir süre hakim oldular. Selçuklular ile Bizanslılar arasında Denizli ve yöresi sınır olarak kaldı. Bugünkü Denizli şehri bu sıralarda kurulmaya başlamıştır.
İlk olarak Denizli Kalesi Abdullah oğlu Karasundur tarafından yaptırılmıştır. Ayrıca bu devrede birçok cami, han ve çeşme de inşa edilmiştir. 13. yüzyıl başlarında Denizli ve havalisi yeni göçlerle ,”Uç Bölgesi” olarak önceden gelenlerle birlikte yoğun bir Türk topluluğu meydana getirdiler.
1257 yılında Denizli’ye gelen Bizans garnizonu, şehirdeki Türklerin çoğunluğu karsısında uzun sure kalamadı. Böylece 1259 yılında Denizli tekrar Türkmenlerin eline geçmiş oldu. Bu tarihlerde Denizli etrafında kümelenen Türkmenler, Hülagü Han’a müracaat ederek bu bölge için kumandan istediler. Bu konuda İlhanlı Hükümdarı Hülagü de bir ferman çıkararak Kulsak isimli bir zâtı bu bölgeye göndermiştir. Bölgenin merkezi “Asi Karaağaç” diye bilinen Acıpayam yöresidir.
Söylentiye göre, bu bölgede yaşayan Türkmenlerin manevi Türk Lideri “Yatağanbaba ” olması muhtemeldir. 1261 yılında bu yöredeki Türkmenler, Selçuklular’a baş kaldırınca, Selçuklu Sultanı Ruknettin ile Moğollar anlaşarak Türkmenleri mağlup ettiler. Bu sırada birçok Türkmen Bizans sınırını geçerek yerleşmişlerdir. Konya’daki “Cimri İsyanı’nın” bastırılmasından sonra, II.Gıyaseddin Keyhüsrev kendisine yardım etmeyen, Karaağaç Bölgesi Komutanı Ali Bey’i öldürtmüştür. Bundan sonra Denizli, Germiyanoğulları’nın eline geçer. Bir süre sonra, Konya’ya karşı hareket yapılınca, Denizli havalisindeki Türkmenler, Karaman, Eşref ve Menteşe Türkmenleriyle birlikte isyan çıkardılar. Bunun üzerine, İlhanlı Sultanı Keyhakü, 31 Ağustos 1291 de Türklerin üzerine yürüdü. Böylece, İlhanlı hakimiyeti bu bölgede başlamış oldu.
Bu tarihlerde Germiyanlılar, Alsıroğlu’nun kumandasında, bugünkü Buldan olan Tripolis’i zaptettiler (1306). Böylece, Denizli’nin Türkleştirilmesi tamamlanmış oldu. 14. yüzyılın ilk yıllarında Denizli arazisinin düzlük kısımlarına İnançoğulları yerleşmişti. Kuzey doğusunda Germiyan Beyliği bulunuyordu. Sucaeddin Bey, bir ara bağımsızlık için hareket edince, öteden beri, Anadolu’da kuvvetli bir birliğin kurulmasını istemeyen İlhanlı Hükümdarı Timur Tas, 1327 yılında Denizli’ye geldi. Sucaettin Bey ona itaat etti. Denizli 1366′da bir deprem ile harap olduğu sırada şehir, Germiyan hakimiyetine geçmiştir.
1391 yılında Yıldırım Bayezit, Denizli’yi Osmanlı topraklarına katmıştır. 1402 yılında Timur, Ankara Savaşı‘nı kazandıktan sonra, Denizli’ye gelmiş, burada bir süre kaldıktan sonra, İzmir yöresini fethe gitmiştir. 1403 yılının ilk aylarında tekrar Denizli’ye dönerek çadır kurmuştur. Timur, bu bölgeyi Germiyanlılar’a bırakarak ayrılmıştır. 1411 yılında bir ara bu bölge Karamanoğulları’nın eline geçmişse de, 1429 yılında tekrar Osmanlılar’a bağlanmıştır.
Türkmen beylikleri
14. yüzyılın ilk yarısında Türkmenler parçalanmış bir halde bulunuyorlardı. Pek çok yerde bunların izleri kalmıştır.
Germiyanoğulları Beyliği
Honaz’dan Buldan taraflarına kadar uzanan bir alanda kurulmuştur.
Denizli Ege bölgesinde bulunur. Pamukkale’de de pamukkale travertenleri bulunur.
Tavas Beyliği
Babadağ’ın güneyindeki araziyi, şimdiki Tavas ve Kale ilçelerinin sahalarını kaplamaktadır.
Tavas çevresine Türklerin yerleşmesi MS. l2. yüzyıllara rastlamaktadır. Kesin olmamakla birlikte 1071 Malazgirt savaşından sonra 1280-1290 yılları civarında Türklerin bölgeye geldikleri sanılmaktadır.
Genellikle gelenlerin Türkmenler olduğu, Selçukluların zayıflayıp yıkılması ile l300′lü yıllarda Tavas Beyliğinin kurulduğu ve o zamanki Tavas Beyliğini İlyas Beyin yönettiği ve Mevlevi tarikatına girdikleri belirtilmektedir.
Tavas Beyliği Germiyan, Aydın, Hamit ve Menteşe oğulları Beyliği arasında tampon bir bölge olarak kurulmuştur. Denizli’nin Germiyan oğullarına geçişi ile Tavas Beyliği l365 tarihinde Menteşe Beyliğine bağlanmıştır. Beylik önceleri Horasanlı köyünden sonra da Hırka köyünden yönetilmiştir.
Denizli şehri, Osmanlı hakimiyetine girdikten sonra, yaşantısına sakin bir şekilde devam etmiştir. 1702 – 1703 yıllarında vuku bulunan depremlerde, 12.000 kişi ölmüş, o zamanki Kale civarında bulunan şehir oturulamayacak hale gelmiştir. Bundan sonra şehir daha yukarıya, şimdiki merkezine doğru çekilmiştir.
Ladik Beyliği (İnanoğulları) 1261-1368
Laodikya şehrinin sürekli harpler depremlerle yıkılması üzerine halk Laodikya’nın bağ ve bahçelerinin bulunduğu, bugünkü Denizli’ye gelip yerleşmişlerdir. Türkler Laodikya adını kısaltarak Ladik olarak kullanmıştır. Denizli’nin ilk yöneticilerinden biri Seyfettin Karasungur’dur. 30 yıllık valilik ve komutanlığı sırasında, Denizli Kalesi’ni, Akhan Kervansaray’ını, birçok çeşme, camii, han ve hamamlar yaptırmıştır. Karasungur’un, San Kuvvetlerine esir düşmesi üzerine, yerine Ladik ve Honaz emimi olarak Sahip Ataoğulları’ndan Tabettin Hasan Nasreddin Ali gönderilmiş. Bunların da Cimri İsyanı’nda öldürülmeleri üzerine, Ladik emirliğine Ali Bey gönderilmiştir. Böylece Sahip Ataoğulları’nın 1277 tarihine kadar Ladik ve Honaz emirliğinde kaldıkları anlaşılmaktadır. Bölge, Sahip Ataoğulları’ndan Ladik Germiyanogulları’na geçmiştir. Fakat halkın Germiyanogulları’ndan Ali Bey’i, Giyaseddin II.Keyhusrev’e şikayeti üzerine Ladik tekrar sahip Ataogulları’na geçmiştir.
Sahip Ata’nın vezirlikten azledilmesi üzerine (1288) Germiyanogulları Ladik’i tekrar ele geçirmiştir. Ali Sirkin kızının oğlu Bedrettin Murad’ı Ladik emirliğine tayin etmiştir. Mollaya sinirlenen Selçuklu Sultani Ladik’e kuvvetli bir ordu göndermiş ve burası tekrar geri alınmıştır. BU tarihten sonra Sucaettin İnanç Ladik’te 50 yıla yakın beylik yapmış ve adaletli ve iyi idaresi sayesinde halk tarafından sevilmiştir.
Ölümünden sonra yerine gecen oğlu Murat Aslan Bey de memleketi iyi idare etmiş, zamanında Türkçe fatiha tefsiri yazılmış, 3 çeşit para basılmıştır. Bu paraların biri üzerinde Murat Bey’in adi geçmektedir. Ibni Batıda Murat bey;i Denizli’ye gelişinde bugünkü Devlet Hastanesi’nin bulunduğu tepedeki sarayında ziyaret etmiştir. Seyahatnamesinde bundan bahsetmektedir. Murat Bey’in iktidara geçiş ve ölüm tarihleri kesin olarak bilinmiyor. Hatta Murat Bey’in mezarına bile rastlanmamıştır. Fakat Hastane yakınındaki Murat dede mezarı, halk tarafından Murat Bey’e addedilmekte ve ziyaret edilmektedir. Buğun Denizli’de Murat Dede adıyla bir mahalle bulunduğundan, bazı kaynaklara göre bu mezar Ladik Beyliği ile ilgi derecesi tespit edilemeyen ve Hisar Savası’nda ölen Murat Bey’e aittir.
Murat Aslan Bey’den sonra oğlu Issak Bey yerine geçmiş kendi adına para bastırmış fakat 1402′de Timur Anadolu’yu istila edince Denizli’nin idaresi Germiyanoglu Y akıp Bey’e geri verilmiştir. Ankara Savası’ndan sonra bütün Anadolu’yu ele geçiren Timur, bir müddet sonra Kütahya ve Altıntaş’tan geçip, Ladik’e gelmiş mevsimin sonbahar olması sebebiyle karargahını Denizli’de kurarak askerlerini kışlaklara göndermiştir.
O vakitler Tonguzlu denen Denizli’de askerlerin hastalanması sebebiyle, Timur karargahını havası ve suyu daha iyi olan Karcı ve Hisar Koyu sırtlarına çekmiş, Menteşeoglu Mehmet Bey ile İsfendiyer Bey Timur’u burada ziyaret ederek ona 1000 at hediye etmişlerdir. Timur bir sure Denizli’de kaldıktan sonra, Serinhisar yoluyla Denizli’den ayrılmıştır. Timur’un Denizli’deki kalış günlerinde Germiyanoglu Yakup Bey kendisini ziyaret etmiş, Kütahya ve Denizli’nin idaresini üzerine almak için onu ikna etmiştir.
Ladik’in Osmanlılar’a geçişi
Ladik Germiyanoglu Süleyman Şah idaresinde iken, Osmanlı Devleti günden güne kuvvetlenip sınırlarını genişletiyorlardı. Süleyman Sah ergen Osmanlılar tarafından gelecek tehlikeyi sezerek, kendini emniyete almak için kızı Devlet hatunu, I. Murat’ın oğlu Şehzade Beyazıt’a vererek akrabalık kurmuştu (1381).
Kızına çeyiz olarak verdiği yerler arasında Ladik de vardı. Beyazıt Han Denizli’de hamam ve bahçe satın almıştır. Ladik Ankara Savası’na kadar (1402) Osmanlılar’da kalmış, savaştan sonra Germiyanogullarının yeniden hakimiyetine giren Ladik, nihayet yerine geçecek kimsesi bulunmayan Germiyan Hükümdarı Yakup tarafından, II. Murat’a bir vasiyetname ve bütün Germeyen ülkesiyle birlikte verilmiştir (1428). Böylece Ladik kesin olarak Osm ali Devleti’ne bağlanmıştır.
Ünlü gezgin Evliya Celebi Denizli’ye uğramış ve 300 yıl öncesinin Denizli’sini söyle dile getirmiştir. “Şehrin çevresinde pek çok akarsular ve goller bulunduğu için bu isim verilmiştir. Yoksa denizden 4 merhale uzaktadır. Kalesi düz yerde dörtgen seklindedir. Hendeği yoktur. Çevresi 470 adimdir, 4 kapısı vardır.Kuzeyinde boyacılar, doğusunda semerciler, güneyinde Yeni Camii, batısında bağlar kapısı bulunur. Kalede 50 kadar silahlı bekçi vardır ki dükkânları bekler. Asil şehir kalenin dışında 44 mahalle ve 3600 evlidir. Büyüklü küçüklü 57 camii ve mahalle mescidi, 7 çocuk mektebi, 6 hamamı, 17 tekkesi vardır.
Herkes bağlarda oturduğundan ehil ve ayalleri birbirinden kaçmaz. Birbirleriyle akraba gibi olmuştur. Halkı beyaz ve mavi feraceler giyer. Pamuğu, pamuk ipliği, beyaz ince sade bezli olup, Anadolu’ya sevk edilir. Halkın kazancı “Beyaz Denizli Bezi” dir.
Denizli Belediyesi Park ve Mesirelikleri
- Ege’nin En Büyük Parkı; Ege’nin İncisi İncilipınar Vali Recep Yazıcıoğlu Kültürparkı
255 bin metre kare Alana Kurulmuş olan Türkiye Büyüklerinin Anıtlarının Olduğu Küçük Şelalesinin ve Büyük Bir Göletin Olduğu Piknik Alanları, Kafeleri, Barları, Açık Olimpik Yüzme Havuzunun ve daha onlarca imkanın bulunduğu, Şehrin İçinde Mükkemmel Bir Park…
- Egenin En Modern Mesireliği ; Çamlık Mesireliği
Çamlık Dağı‘nın Eteklerine Kurulu Saklı Gölü, Küçük Şelaleleri, Hayvanat Bahçesi, Kendin Pişir Kendin ye, Çay Bahçesi, Kafeteryası, Köpek Eğitim Merkezi, Hayal Kahvesi ve Belediye Konukevi ile Çamlık Mesireliği’nde güzel bir gün geçirip, Seyir Kalesi’nden de Denizli’yi Seyredebilirsiniz…
Şehrin içinde, Sümer Mahallesi’nde sanayi bölgesinde yer alan park kafeleri, Barları, Küçük Hayvanat Bahçesi, Göleti ve Kendin pişir Kendin Ye özellikleri ile ünlüdür…
Yenişehir Mahallesi’nde, Teras Park AVM’nin hemen altında yer alan parkta her tülü spor ve fitness imkanlarını, oyun grupları, büfeler, piknik alanları ve tuvaletleri bulabilirsiniz.
2010 yılının ilk yarısında hizmete girecek olan Adalet Parkı, Kültürpark gibi her türlü imkanı Denizlililere sunacak. Bahçelievler Mahallesi, 29 Ekim Bulvarı üzerinde, Adalet Sarayı karşısında yer alıyor.
Denizli’de Çekilen Film ve Diziler
- Vali
- Çil Horoz
- Yaşamın Kıyısında
- Japonyalı Gelin
- Eğreti Gelin
- Denizli Tanıtım Filmi
- Denizli Belediyesi Filmi
- Beyaz Düş Pamukkale
Diyarbakir Sohbet Odalari
Eylül 14, 2010 by EfeNdiSiZZz
Filed under Sohbet Odaları
![]()
Diyarbakir Sohbet Odalarına girmek için aşagıda bulunan alana nickinizi varsa şifrenizi yazip Sohbete Başla butonuna basınız
![]() |
Diyarbakır Faydalı Linkler;
- Diyarbakır Valiliği resmî sitesi
- Dicle Üniversitesi resmî sitesi
- Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi resmî sitesi
- Diyarbakırspor resmî sitesi
DİYARBAKIR HAKKINDA
Diyarbakır ili, Türkiye Cumhuriyeti’nin Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde yer alan bir ildir.
Tarih
Diyarbakır ilinin tarihi M.Ö 7000 yıllarına Cilalı Taş Devri’ne kadar uzanır. Tevrat‘ta Adem‘in Dicle ve Fırat nehri arasındaki bölgede yaşadığı rivayetler vardır. Zira Adem’in yaşamının bir kısmını Diyarbakır’da geçirmiştir. [kaynak belirtilmeli] Araştırmalarda güçlü deliler bulunmaktadır. Diyarbakır Çayönü‘nde yapılan kazılarda dünyanın en eski köylerinden biri bulunmuştur. [kaynak belirtilmeli] Kent merkezinde M.Ö. 3000 yıllarında başlayarak Hurriler, Mittaniler, Medler, Persler,Büyük İskender, Selevkoslar, Roma İmparatorluğu, Bizanslılar, Araplar, ve Osmanlı devletinin eline geçmiştir. Surların projesini Yunus çizmiştir ve onun tarafından uygulanmıştır. 27 Mayıs 638 tarihinde sahabiler Diyarbakır’ı Bizans İmparatoru Heraklius‘un elinden alarak Gaziantep, Urfa, Bağdat, Erbil, Mardin, Musul havalisini Diyarbakır’a bağladılar. Böylece Diyarbakır eyalet olarak İslam devletine bağlandı. İlde 7 peygamber 541 sahabe vardır. Elyesa, Zülkif, Yunus, İlyas, Enuş, Enes ve Harun‘un mezarları bulunmaktadır. Mekke ve Medine‘den sonra 3. peygamberler ve sahabiler şehri olarak kabul ediliyor.[kaynak belirtilmeli] Ardından Irak, Suriye ve Mısır takip ediyor. Ayrıca Yedi Uyurlar mağarası, bulunmaktadır. Kâbe’nin ilk ipek örtüsüde Diyarbakır’da işlenmiştir.
İklim
Bölgede karasal iklim hakimdir. Yazları çok sıcak ve kurak kışları ise çok soğuk ve sert yağışlı bir iklime sahiptir.Bu nedenle yaşama koşulları elverişlidir.
Bitki Örtüsü
Doğal bitki örtüsünü, genellikle otsu bitkilerin ağır bastığı bozkır bitkileri oluşturur. Bunlar İlkbahar‘da kısa bir süre içinde yeşerip çiçeklenir, ama yağışların kesilmesiyle yaz başında kururlar. Çevredeki dağlar, yer yer meşe ormanlarıyla kaplıdır. Orman bakımından çok yoksul olan Karacadağ’ın Diyarbakır ili içindeki kesimlerinde yer yer meşe topluluklarına rastlanır. Ama ormanlar, ilin toplam yüzeyinin onda birini bile bulmaz.
| İlçe | Nüfus (1997) |
Nüfus (2008) |
% Artış (1997-2008) |
||
| Diyarbakır | 641.616 | 851.902 | +32,77% | ||
| Bismil | 151.759 | 109.359 | -28% | ||
| Çermik | 50.662 | 50.961 | +0,6% | ||
| Çınar | 55.957 | 65.964 | +17,88% | ||
| Çüngüş | 14.589 | 13.837 | -5,1% | ||
| Dicle | 37.581 | 44.265 | +17,78% | ||
| Eğil | 19.176 | 23.688 | +23,53% | ||
| Ergani | 87.182 | 111.921 | +28,37% | ||
| Hani | 28.459 | 32.320 | +13,56% | ||
| Hazro | 16.110 | 18.798 | +16,68% | ||
| Kocaköy | 13.660 | 15.718 | +15,06% | ||
| Kulp | 29.694 | 36.588 | +23,22% | ||
| Lice | 18.979 | 31.251 | +64,66% | ||
| Silvan | 117.525 | 86.256 | -26,60% | ||
| Toplam | 1.282.678 | 1.492.828 | +16,38% | ||
| Türkiye | 62.865.574 | 71.517.100 | +13,76% | ||
Gastronomi
Karpuzu ile ünlüleşen Diyarbakır, cartlak kebabı, içli köfte, çiğ köfte, bulgur pilavı, kaburga, keşkek, lebeni ; tatlılardan ise burma, kadayıf ve nuriye’yle yemek kültürü açısından da zengindir.
Ziya Gökalp Müze Evi
Ziya Gökalp’in doğdu ev müze haline getirilerek, şahsi eşyaları sergilenmektedir
Cahit Sıtkı Tarancı Müze Evi
Cumhuriyet devrinin ünlü şairlerinden Cahit Sıtkı Tarancı‘ nın doğduğu ev 1973 yılında müze haline getirilmiştir. Aynı zamanda Diyarbakır mimarisinin tüm özelliklerini taşıyan müzede ünlü şairin şahsi eşyaları da sergilenmektedir
Deliller Hanı (Hüsrev Paşa Hanı)
Hüsrev Paşa Hanı adıyla anılan yapı 1527 yılında aynı şahıs tarafından yaptırılmıştır. Halk arasında Deliller hanı denilmesinin nedeni her yıl islam ülkelerinden Hicaza gitmek üzere bu handa toplanan hacı adaylarını götürecek delillerin burada kalmalarındandır. Yapı iki katlıdır. Restore edilerek 120 yataklı turistik modern bir otel olarak hizmete açılmıştır
Hasanpaşa Hanı
Ulu Camii’nin karşısındadır. Osmanlı*lar dönemi 3. Valilerinden Vezirzade Hasan Paşa tarafından 1572-1573 yıllarında yaptırılmıştır
Eğitim
2009 yılında, Diyarbakır ilinde 1281 okul bulunmaktadır:
- Ana Okulu Sayısı: 17
- İlköğretim Okulu Sayısı: 1096
- Genel Lise Sayısı: 40
- Özel Okullar Sayısı: 17
- Meslek Lisesi Sayısı: 25
- Yabancı Dil Eğitimi Veren Liselerin Sayısı: 16
Öğretmen Sayısı 15.021′dir. Erkek öğrenci Sayısı 214.462, kız öğrenci sayısı 181.413 olmak üzere Diyarbakır ilinde toplam öğrenci sayısı 395.875′dir.
Dicle üniversitesi
1978 de Ankara ünüversitesi bünyasinde açılmıştır daha sonra dicle ünüversitesi adını almıştır.Şuan bünyesinde 11 fakülte ve 5 Meslek Yüksek Okulu bulunmaktadır. 20.000 öğrencisi bulunur ve türkiyenin sayılı ünüversiteleri arasında dır. Doğu ve güneydoğunun en büyük araştırma hastanesi bu ünüversitenin bünyesinde bulunmaktadır.Dicle ünüversitesi diclenin doğusuna kurulmuştur.60 hektar alana sahiptir.
Ulaşım
Şehre ulaşım
Şehre havayolu, karayolu, demiryolu ile ulaşmak mümkündür.
Şehre her gün Ankara ile İstanbul’dan düzenli olarak sivil-askeri havalimanı olan Diyarbakır Havaalanı‘na uçak seferleri yapılmaktadır.
Diyarbakır Tren İstasyonu adındaki bir gar bulunmaktadır. Adana‘dan Elazığ‘a giden Fırat Ekspres Diyarbakır Tren İstasyonu’nda durmaktadır. Bölgesel Trenler bazında Diyarbakır-Batman, Diyarbakır-Kurtalan ve Diyarbakır-Adana güzergahları vardır.
Diyarbakır‘dan Türkiye‘nin her yerine otobüs ile yolculuk mümkündür. Otogar şehir merkezindedir ve yenilenmıştir. İlin bazı illere olan karayolu uzaklıkları şöyledir :
| İller | Adana | Adıyaman | Ankara | Gaziantep | İstanbul | İzmir | Elazığ | Malatya | Mardin | Mersin | Siirt | Şanlıurfa | Konya |
|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|
| Uzaklık (Km) | 536 | 207 | 940 | 329 | 1.381 | 1.436 | 162 | 263 | 86 | 610 | 216 | 184 | 950 |
Spor
Diyarbakıspor 24 Haziran 1968′de,O zaman amatör ligde olan Diclespor ve Yıldızspor’un birleşmesi ile kurulmuştur. Diyarbakırspor’un renkleri krmızı ve yeşilden oluşmaktadır.Amblemi ise dünyaca ünlü Diyarbakır Sur’u ile Diyarbakır karpuzundan almaktadır. Diyarbakırspor’un ilk Başkanı, o zamanın Belediye Başkanı Nejat Cemiloğlu olmuştur.
Edirne Sohbet Odalari
Eylül 14, 2010 by EfeNdiSiZZz
Filed under Genel, Sohbet Odaları
![]()
Edirne Sohbet Odalarına girmek için aşagıda bulunan alana nickinizi varsa şifrenizi yazip Sohbete Başla butonuna basınız
![]() |
Edirne Faydalı Linkler;
- Edirne Valiliği
- www.edirne.bel.tr
- www.edirneint.bel.tr
Edirne Hakkında;
Edirne ili, Türkiye Cumhuriyetinin Marmara Bölgesi‘nin Trakya yakasında, doğudaKırklareli ve Tekirdağ, güneyde Çanakkale ve Ege Denizi, batıda Evros (Yunanistan) ve kuzeyde Haskovo (Bulgaristan) ile çevrili ildir.
Edirne ilinin geneli düzlük olup il sınırları içerisindeki en yüksek nokta 720 metrelik rakımla Korudağ‘dır. % 25′i ormanlık olan ve topraklarının % 57’sinde tarım yapılan ilin en önemli akarsuyu, Karaağaç hariç olmak üzere Türk-Yunan sınırını çizen Meriç‘tir.
İlin iklimi güneyden kuzeye doğru çıkıldıkça sertleşir; Ege Denizi‘ne kıyısı olan güney kesiminde daha çok ılıman Akdeniz iklimi yaşanırken, il merkezinin de bulunduğu kuzey kesiminde sert kışlarıyla kendini gösteren karasal iklim hakimdir.
Tarih
Edirne il merkezini oluşturan kenti, bölgeye adlarını veren ve Hint-Avrupa kökenli bir kavim olan Traklar kurmuştur. Bilinen en eski ismi aynı zamanda bir Trak boyu adı olan Odrysai’dir. Uscudama ismiyle de anılan şehir yaklaşık M.Ö. 170 senesinde Romalıların hakimiyetine geçer. MS 125 yılında Roma İmparatoru Hadrianus‘un buyruğuyla tekrar bayındırlaştırılan kente Hadrianopolis ismi verilir. Roma İmparatorluğu‘nun bölünmesiyleDoğu Roma İmparatorluğu, ya da diğer adıyla Bizans‘ın payına düşen şehir, bir süreliğine Avarlar, Bulgarlar ve Haçlıların eline geçse de kentin 1361 yılında Türklerce fethine değin Bizans’ta kalır. 1365 senesinde Osmanlılarca başkent yapılan Edirne, 1453′te İstanbul’un başkent olmasından sonra da önemini kısmen yitirse de, padişahların gözde yerlerinden biri ve canlı bir ticari ve idari merkez olarak kalmıştır. 18. yy.da yangınlar ve depremle sarsılan kentin gelişimine en büyük darbeyi, bir zamanlar avantaj teşkil eden Balkanlara açılan kapı olma niteliğinin Osmanlı İmparatorluğu‘nun gerilemeye başlamasıyla dezavantaja dönüşmesi vurmuştur. Yabancı işgalini ilk olarak 1828-29 yılındaki Osmanlı Rus harbinde yaşayan şehir, 93 harbi‘nde (1877-1878) tekrar Ruslar,Balkan Harbi‘nde (1912-1913) ise Bulgarlar tarafından işgal edilmiştir. Birinci Balkan harbinden sonra kabul edilen barış anlaşmasıyla Bulgaristan’a geçen kent, daha anlaşmanın mürekkebi kurumadan patlak veren İkinci Balkan savaşından sonra tekrar Türk topraklarına katılmıştır. I. Dünya Savaşı‘ndan Osmanlı Devleti’nin yenilgiyle çıkmasının ardından Edirne, Temmuz 1920‘de Yunan işgaline uğramış,Kurtuluş Savaşı‘nın başarıyla sonuçlanmasıyla 25 Kasım 1922‘de nihai olarak Türk egemenliğine girmiş ve Lozan Anlaşması‘yla Yunanistan’dan savaş tazminatı olarak alınan Karaağaç‘ın 15 Eylül 1923‘te Türkiye’ye katılmasıyla ilin sınırı bugünkü halini almıştır.
İsminin kökeni
Edirne adı, kentin Latince ve Yunanca ismi olan Hadrianoupolis (Hadrianus’un kurduğu şehir, Hadrianus’un şehri) sözcüğünün Türkçede Edrenebol, Edrene ve Edirne olarak evrimleşmesiyle bugünkü halini almıştır. Başka bir ihtimal de, gene Hadrianoupolis’ten türetilmiş olan, şehrin Bulgarca adı Odrin’den evrimleşmiş olmasıdır.
Kültür ve eğitim
1357′den beri düzenlenen Kırkpınar Yağlı Güreşleri yaz aylarında birçok yerli ve yabancı turisti çeker.Cumhuriyet‘in kuruluşu ile beraber Edirne’de eğitim kurumları da hızlı bir gelişme göstermiş, son yıllarda Edirne, eğitimde gelişmişlik düzeyi açısından Türkiye’nin önde gelen kentleri arasına girmiştir. Edirne’de okur-yazar oranı Cumhuriyet Dönemi boyunca Türkiye genelinin üzerinde olmuştur. Son yıllarda gerçekleştirilen kurslarla okur-yazarlık oranı % 99′a ulaşmıştır.
Folklor
Edirne ilinde Trakya’nın diğer illerindeki gibi 9/8′lik ritmin ağır bastığı halk türküleri yaygındır. Diğer Ardında Sümbüllü Bağlar,Karakuşun Yüksektendir Oyunu, Kızılcıklar Oldu Mu, Püskül Pencereden Uçtu, Yüksek Yüksek Tepelere Ev Kurmasınlar vardır.
Edirne ilinde yaşayanların , kendilerine özgü kıvrak ezgilerle bezeli ve yöre düğünlerinin ayrılmaz bir parçası olan Roman havaları da Edirne folklorunun mütemmim cüzünü (tamamlayıcı bir parçasını) oluşturur. Bunların en tanınmışları: Güm Güm Teke, Kako Sali, Anako, Yağmur Yağdı, Maşa Satarım, Abe Kızım,abe dana gibi.
Görülecek yerler
Edirne il merkezinde tarihi yapılar Türkiye’nin diğer kentlerine nispeten daha iyi korunmuştur. Kentte görülecek yerler Roma-Bizans dönemi ve Osmanlı-Türk dönemi adı altında iki ayrı başlık altında toplanabilir.
Roma-Bizans Dönemi
Kentin tarihinin bu kısmından günümüze ne yazık ki fazla eser kalmamıştır; şehirde bu döneme ait biricik yapı, 19. y.y. sonlarına kadar ayakta kalmış Roma dönemine ait Hadrianopolis surlarının yıkıntıları ve de eskiden üzerinde 1893 yılında inşa edilmiş ve inanılması güç bir vandalizm örneği olarak 1953 senesinde depremde zarar gördüğü ve kentin silüetini bozduğu gerekçesiyle dönemin belediye reisince dinamit kullanılarak yıktırılmış bir de saat kulesi bulunan Makedonya Kulesi‘dir. Makedonya Kulesi adı Osmanlının ünlü seyyahı Evliya Çelebi’nin “Seyahatname” adlı eserinde geçmektedir.
Osmanlı-Türk Dönemi
Kent bu dönemden kalma yapılar bakımından oldukça zengin olup bunlar dini ve sivil yapılar olmak üzere iki altbaşlıkta toplanabilir.
Dini Yapılar
Bu yapılar içerisinde en görkemlisi klasik Osmanlı mimarisinin doruk noktası sayılan ve Mimar Sinan‘ın ‘ustalık eserim’ dediği Selimiye Camii‘dir (1575). Bunun dışında Eski Cami (1414) ve Üç Şerefeli Cami (1447) klasik dönem öncesi Osmanlı mimarisinin anıtları olarak kent merkezini süslemektedir. Şehirde görülebilecek diğer tarihi camiler Muradiye Camii (1426), Ayşekadın Camii, Darülhadis Camii, Defterdar Camii, Hıdır Ağa Camii,Gazimihal Camii ve Şahmelek Camii‘dir.
Edirne kentinin biraz dışında yer alan İkinci Beyazıt Kulliyesi (1488) mimarisiyle olduğu kadar zihin özürlülerin tedavi edildiği, günümüzde Sağlık Müzesi olarak kullanılan şifahanesi ile de dikkat çekmektedir.
Ayrıca kentte kaleiçinde bulunan İtalyan Kilisesi,kıyıkta bulunan Sveti Georgi Bulgar Kilisesi ve kirişhanede bulunan Sveti Helena-Konstantin kilisesi günümüze kadar gelmiş ve ayinler hala yapılmaktadır.
Ve de Kaleiçinde bulunan Büyük Edirne Sinagogu vardır.Bu sinagog Türkiye sınırları içerisindeki en büyük sinagog olup avrupanın 2. dünyanın 3.büyük sinagogudur.Fakat yapı günümüzde kullanılmamaktadır her ne kadarrestorasyon gerçekleşicek de denilse daha bir şey yapılmamıştır.
Sivil yapılar
Sivil yapılar içerisinde anıtsal niteliğe sahip olanların başında kuşkusuz Edirne’yi bir gerdanlık gibi süsleyen köprüler gelir; bunların en eskisi Tunca ırmağı üzerindeki Gazi Mihal Köprüsü‘dür (1420). Bu köprü yakınında Yıldırım ve Seferşah isminde iki küçük köprü daha bulunur. Kent merkezinden Karaağaç’a giden yol üstünde ilk karşılaşılan köprü Tunca Köprüsü (1615), ikincisi ise Edirne’nin en görkemli köprüsü olan Meriç nehri üzerinde kurulu Meriç veya Mecidiye Köprüsü‘dür (1842).
Edirne’deki en uzun köprü, il merkezi dışında Ergene nehri üzerinde yer alan ve ilçe merkezine ismini vermiş olan Uzunköprü‘dür.
Günümüzde bir kısmı otel olarak kullanılan tarihi Rüstem Paşa Kervansarayı (1554) da Edirne’nin görülmesi gereken anıtlarından birini teşkil eder. Bu binada yapılan restorasyon çalışması, 1980′de Ağa Han Ödülü almıştır. [1]
15. yüzyıl’dan kalma Edirne Sarayı 93 Harbi’nde cephanelik olarak kullanılmış ve kentin düşeceğinin anlaşılmasından sonra cephaneler Rusların eline geçmesin diye havaya uçurulmuştur. Bu patlamadan sonra sadece Adalet Kasrı denilen kısmı sağlam kalmıştır. Kalıntıları Kırkpınar Yağlı Güreşlerinin düzenlendiği Sarayiçi semtindedir.
Edirne’de bulunan sivil tarihi yapılar arasında sayıları hızla azalan eski Edirne evleri de önemli yer tutar. Çoğu Kaleiçi semtinde bulunan ve neredeyse tümü ahşap olan bu evlerin bazıları son yıllarda restore edilmektedir.
Elaziğ Sohbet Odalari
Eylül 13, 2010 by EfeNdiSiZZz
Filed under Sohbet Odaları
![]()
Elaziğ Sohbet Odalarına girmek için aşagıda bulunan alana nickinizi varsa şifrenizi yazip Sohbete Başla butonuna basınız
![]() |
Elazığ Faydalı Linkler;
- Elâzığ Valiliği
- Elâzığ Belediyesi
- Elâzığ İl Kültür Ve Turizm Müdürlüğü
- Elâzığ Millî Eğitim Müdürlüğü
- Elâzığ İl Sağlık Müdürlüğü
- Elâzığ Emniyet Müdürlüğü
- Elâzığ Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü
- Elâzığ-Fırat Üniversitesi
- Elâzığ Tarım İl Müdürlüğü
Elazığ Hakkında;
Elazığ ili (eski adı: Mamüret’ül Aziz, Elaziz), Türkiye Cumhuriyeti‘nin Doğu Anadolu Bölgesi‘nde on ilçeden oluşan bir ildir.
Konumu itibariyle, Doğu Anadolu Bölgesi‘ni batıya bağlayan yolların kavşak noktasında bulunmaktadır. İli, doğudan Bingöl, kuzeyden Keban Baraj Gölüaracılığıyla Tunceli, batı ve güneybatıdan Karakaya Baraj Gölüvasıtasıyla Malatya, güneyden ise Diyarbakırillerinin arazileri çevrelemektedir. Elazığ insanına veya yerlisine “gakgoş” denir.gakgoş yiğit mert anlamındadır.
Tarih
Elazığ kent merkezinin geçmişi yeni olmakla birlikte yerleşim olarak bölgenin tarihi oldukça eskidir. Bu nedenle Elazığ’ın tarihinin, devamı durumunda olduğu Harput’un tarihi ile birlikte ele alınması gerekir.
Harput ve yöresi, Anadolu’nun en eski Türk boyları yerleşme birimlerinden biridir. Nitekim, Fırat Irmağı’nın çizdiği büyük yay içinde, sulak ve verimli bir ova üzerinde bulunması, doğal kaya sığınakları, kara ve su hayvanlarının bolluğu nedeniyle yöre, Paleolotik (Yontma Taş Devri M.Ö. 10.000) dönemden beri, yerleşme alanıdır.
Elazığ ve yöresinin yazılı tarihinin Hitit tabletlerindeki bilgilerle aydınlatıldığı görülmektedir. M.Ö. 2000’lerde yörenin İşuva adıyla anıldığı belirlenmiştir.
M.Ö. 12. – 7. yüzyıllar arasında yöreye merkezi Van (Tuşpa) olan Urartularhakim olmuştur. Urartu dönemi ile ilgili olarak, Harput Kalesi başta olmak üzere, Altınova Norşuntepe’de ortaya çıkarılan Urartu yerleşmesi, Palu Kalesi, Karakoçan (Bağın) ve İzoli (Kuşsarayı)’ndaki çivi yazılı kitabeler yöredeki Urartu hakimiyetini açıkça ortaya koymuştur.
Daha sonra bölgede Medler, Persler, Romalılar, Bizanslılar ve Araplarındeğişik dönemlerde egemen oldukları görülmektedir.
Büyük Selçuklu hakimiyetinin Anadolu’ya kayması ile Harput’un Türk Yurdu olmasında en önemli savaşın Malazgirt Meydan Muharebesiolduğuna şüphe yoktur.
1085 yılında Çubuk Bey tarafından işgal edilen Harput’ta Çubukoğulları Beyliği kurulmuştur.
Çubukoğulları Beyliği’nin ömrü uzun sürmemiş, 1110 yılında Artuklu Belek Behram Harput ve yöresini ele geçirerek Artukoğulları dönemini başlatmıştır. Belek Gazi, Haçlı seferlerine karşı büyük mücadeleler vermiştir.
Artuklu hanedanına, 1234 yılında I. Alaaddin Keykubad tarafından son verilmiş, Harput bu tarihten itibaren Selçuklu Devleti’nin hakimiyeti altına girmiştir.
Kösedağ Savaşı’ndan sonra Harput, 1243’te İlhanlılar tarafından zaptedilmiş, 1363’te Dulkadiroğulları‘nın, 1465’te Akkoyunlular‘ın ve nihayetÇaldıran Savaşı’ndan sonra 1516 yılında Osmanlılar‘ın eline geçmiştir.
Coğrafi konumu itibariyle tarihin hemen her döneminde önemli bir yerleşim merkezi olan Harput, 1834’te doğu eyaletlerini ıslah etmek üzere görevlendirilen Reşid Mehmed Paşa, ovada yer alan Agavat Mezrası’nı merkez haline getirince, Elazığ Vilayeti’nin merkezi buraya taşınmıştır.
Yeni kurulan şehir önceleri eyalet ve bilahare vilayet merkezi olmuş, bir ara Diyarbakır Vilayeti’ne bağlı bir sancak haline gelmiştir. 1875’te müstakil mutasarrıflık, 1879’da tekrar vilayet olmuştur. Osmanlı İmparatorluğu’nun son yıllarında Malatya ve Dersim sancakları da buraya bağlanmış, 1921’de bu iki sancak Elazığ’dan ayrılmıştır. Şehre Gakgoşlar Diyari da denir.
Coğrafya
Konumu
Elazığ Doğu Anadolu Bölgesi‘nin güneybatısında, Yukarı Fırat Bölümü‘nde yer almaktadır. Toplam alanı 9151 km2 yi bulan ve bu alanı ileTürkiyetopraklarının %0,12’sini kaplayan il sahası, 40º 21 ile 38º 30 doğu boylamları, 38º 17 ile 39º 11 kuzey enlemleri arasında kalmaktadır. Şekil olarak kabaca bir dikdörtgene benzeyen Elazığ topraklarının doğu-batı doğrultusundaki uzunluğu yaklaşık 150 km, kuzey-güney yönündeki genişliği ise yaklaşık 65 km civarındadır. İli, doğudan Bingöl, kuzeyden Keban Baraj Gölü aracılığıyla Tunceli, batı ve güneybatıdanKarakaya Baraj Gölüvasıtasıyla Malatya, güneyden ise Diyarbakır illerinin arazileri çevrelemektedir.
Elazığ, doğusundan, batısından ve güneyinden, Güneydoğu Torosların batı uzantıları ile çevrilidir.
Arazi Yapısı
Elazığ ilinin 8.455 km2 si kara, 826 km2 si baraj ve doğal göl[2]. İl Sınırları içindeki en önemli akarsu Fırat ve kollarıdır. 86 km² yüzölçümü olanHazar Gölü, il merkezine 30 km. mesafededir. Ayrıca Elazığ Keban, Karakaya, Kralkızı ve Özlüce gibi önemli baraj gölleri ile çevrilidir. İlin rakımı-1067 İlin önemli dağları:Hazarbaba 2347m. Mastar dağı 2148m. Asker dağı 1768m. Hasan dağı 2118m Yaylım dağı 2097m Taşkele dağı 1430m Meryem dağı 1490m
İklim
Elazığ ,karasal iklimin etkisindedir.Son zamanlarda Elazığ çevsine yapılan barajlar nedeniyle iklimde sapmalar gözlenmiştir.
İlçeler
Elazığ´daki ilçelerin isimlerinin bazıları zamanla değiştirilmiştir.
Cami ve Türbeler
Ulu Camii
Harput’ta Artuklu Hükümdarı Fahrettin Karaaslan tarafından H.551 (M.1156-1157) yılında yaptırılan camii, Anadolu‘daki en eski ve en önemli yapılardan birisidir. Cami; dikdörtgen planlı, dışa kapalı görünümlü olup, minaresinin eğri durumda oluşu ve tuğlalarının süsleme öğesi olarak kullanılması bakımından ilgi çekicidir. Harim son cemaat ve avlu olmak üzere üç bölümden yapılmıştır. Caminin iç duvarları kemerlerle birbirine bağlanmıştır. Cami halen ibadete açıktır.
Sarahatun (Sarayhatun) Camii
Akkoyunlu devrine ait cami, Akkoyunlu Hükümdarı Bahadır Han’ın (Uzun Hasan) annesi Sara Hatun tarafından 1465 yılında mescid olarak yaptırılmıştır. 1585 yılında tamir edilmiş, 1843 yılında da yapılan onarımla bugünkü halini almıştır. Cami, kare planlı olup orta kısmının üzeri dört kalın sütuna dayanan kubbe ile kenarları ise tonozla örtülüdür. Mihrap sade bir iniş halindedir. Minberi, taş işçiliğinin güzel örneklerindendir. Minaresi iki renk kesme taştan yapılmıştır.
Kurşunlu Camii
Harput’ta Osmanlı devri camilerinin en güzel örneklerinden biridir. 1738-1739 yıllarında yapılmıştır. Cami, kare yapılı, üzeri büyük bir kubbe ile örtülü ve kubbeye giriş trompludur. Kubbe kasnağında dört penceresi olup, mihrabı sade bir niş biçimindedir. Son cemaat mahalli üç kubbelidir. Kubbelerin üzeri kurşunla kaplıdır. Harim kapısı yonca şeklinde olup, minaresi kesme taştan yapılmıştır.
Alacalı Camii
Harput’ta Kitapçıgil parkının girişinde bulunan camide çeşitli yapı devirlerinin izleri görülmektedir. Küçük ebatta ve dikdörtgen planlıdır. Artukoğulları döneminde yapılmasına karşılık, XIX. yüzyılda büyük bir onarım görmüştür. Tavandaki ahşap işçiliği, bu devrin onarımına aittir. Caminin kapısı batıda yer almakta olup, bir yonca yaprağı şeklindedir. Kapı üzerinde merdiven ve minare bulunmaktadır. Minare, şerefeye kadar sıra ile siyah-beyaz taşla, şerefe ise dama şeklinde, siyah-beyaz kesme taşla örülüdür.
Ağa Camii
Harput’a girişte ana yolun solunda yer alan cami’nin kubbesi çökmüş olup, yalnızca zarif minaresi ayaktadır. Minare kare kaideli ve sekizgen gövdelidir. Harput Müzesindeki kitabesine göre 967 H. (1559 M.) yılında Pervane Ağa tarafından inşa edilmiştir. Cami aslına uygun olarak restore edilerek ibadete açılmıştır.
Merkez Camii
Palu ilçesindedir. Dikdörtgen planlı ve düz damlıdır. İçten sütunlarla ve payelerle üç nefe ayrılmıştır. Mihrap taş işçiliği yönünden ilgi çekicidir. Yeşil sırlı tuğla ile örülmüştür.Palu kalesi özeliiğini kaybetmeden günümüze gelmiş ender kalelerden biridir.
Arap Baba Mescidi ve Türbesi
Selçuklu hükümdarlarından IV. Kılıçarslan’ın oğlu, III. Gıyaseddin Keyhüsrevzamanında H. 678 yılında inşa edilmiştir. Minaresi dıştan türbe ile mescidin tam orta kısmına gelen bölümde yapılmıştır. Kapısı mescidin içindedir. Kaidesi alttan beş sıra taş üstünde alçı ve sıva izi görülen ve hemen hiçbir Selçuklu Mescidinde bulunmayan, emsalsiz sırça bordürlüdür. Mescit kare planlıdır. Selçuk üçgenleri ile kubbeye geçilir. Kubbe içinin kornişlerinin çinili olduğu bilinmektedir. Korniş ve çinilerle düzenlenen mihrabın üst kısmı, beş dişlidir. Büyük kemeri vardır. Arabesk plament ve su yolludur. Türbenin alt kısmında ise Mumyalı bir ceset mevcuttur. Halk arasında Arap Baba diye anılır. Arap Baba ile ilgili çeşitli rivayetler anlatılmaktadır.
Fetih Ahmet Baba Türbesi
Harput’a 2 km. uzaklıkta olup, kaya üzerine inşa edilmiş türbenin yanında mescidi bulunmaktadır. Türbe altıgen planlı, üst kısmı sonradan yapılmış, yalnız cenazelik kısmı mevcuttur. İçinde büyük bir sanduka bulunmaktadır.
Mansur Baba Türbesi
Harput’ta kaleye giden yolun solunda bulunan türbe, sekizgen planlı olup, kesme taşlardan yapılmış kaide kısmı vardır. İki katlı anıtsal bir yapı olduğu bilinen türbenin üst örtü sistemi sonradan yapılmıştır. İçerisinde Mansur Baba, zevcesi, oğlu ve kızına ait olduğu bilinen dört sanduka bulunan türbenin Artukoğulları devrine ait olduğu ihtimali kuvvetlidir.halen yasamakta olan torunu arastırmacı yazar m.avnullah özmansur istanbul da yaşamaktadır.
Erzincan Sohbet Odalari
Eylül 13, 2010 by EfeNdiSiZZz
Filed under Sohbet Odaları
![]()
Erzincan Sohbet Odalarına girmek için aşagıda bulunan alana nickinizi varsa şifrenizi yazip Sohbete Başla butonuna basınız
![]() |
Erzincan Faydalı Linkler;
Erzincan Hakkında;
Erzincan ili Doğu Anadolu Bölgesi‘nde dokuz bir ilçeden oluşan bir ildir. Bunlar Refahiye, Kemah, Kemaliye, Tercan, Çayırlı, İliç, Otlukbeli ve Üzümlü’dür. Tarihi ipek yolunun üzerinde yer alır.
Tarih
Erzincan’ın İlkçağ tarihi hakkında esaslı bilgiye henüz sahip değiliz. Ne var ki M.Ö. ikinci bin yılda, bu yörede, Hurriler‘in yaşadığını, ikinci bin yılın ilk yarısı başlarında daHayaslılar‘la Azziler‘in hüküm sürdüğü bilinmektedir.Eski çağlardaki “Azzi” bölgelerinden dolayı Aziriz olarak bilinmekteydi. Selçuklular, Aziriz adını çok beğenmiş ve buna “Rahmet yağarsa can Aziriz can” rahmet yağmazsa “Yan Aziriz yan” biçiminde bir tekerleme uydurulmuş, bu tekerlemedeki Aziriz sözcüğü zamanla değişerek, Erzincan biçimini almıştır. Erzincan da bu sözcükten türemiştir
Anadolu‘da M.Ö. 1050-1180 arasında Hattuşaş‘ı merkez yaparak büyük bir imparatorluk kuran Hititler yakın doğuyu egemenlikleri altına almışlardır. Erzincan ve yöresinde Hititler’e ait bir yerleşim merkezine rastlanmamışsa da, bu yörenin Hitit egemenliği altında kaldığından da hiç şüphe yoktur.
Doğu Anadolu‘da kurulan ilkçağ devletlerinden biri Urartular‘dır. M.Ö. 900 yıllarında kurulan bu devlet Van‘ı (Tuşpa) başkent yapmış, sınırlarını Hazar Denizi‘ndenMalatya‘ya, kuzeyde Erzurum ve Erzincan‘dan güneyde Halep ve Musul‘a kadar genişletmiştir.
Erzincan yakınlarında Altıntepe‘de 1953′te yapılan kazıda Urartular’a ait birçok eser çıkarılmış, bu yörenin Urartu egemenliği altında kaldığı kanıtlanmıştır.
Çeşitli saldırılara maruz kalan Urartu şehirleri, teker teker tahrip edilirken Medler‘in Anadolu’yu istilası sırasında M.Ö. 600 yıllarında tamamen ortadan kaldırılmıştır. M.Ö. 612‘de Erzincan ve yöresi Urartular’ı yenerek Anadolu’yu istilaya başlayan Medler’in eline geçti. Med Krallığı’nın Kyaksar döneminde Lidyalılar‘la yaptığı savaşlar, muhtemelen Erzincan ve civarında cereyan etmiştir. Bu yöreler M.Ö. 550 civarında bu kez Persler‘in eline geçmiştir.
Hititler’in Anadolu’yu istila ettikleri sırada, İran yaylasını da Persler ele geçirdiler. Persler’in yükselişi daha çok Büyük Kiros (M.Ö. 550-530) veKampis (M.Ö. 530-520) dönemlerine raslar. Bu dönemde Erzincan ve çevresi de Persler’in eline geçer. Persler’den sonra AnadoluMakendonyalılar‘ın eline geçmiştir.
Roma İmparatorluğu ordusu M.Ö. 70 tarihinde Doğu Anadolu’yu ele geçirmeye başlayarak Elazığ yöresindeki Safen (Harput) Kralığı’nı yıktıktan sonra, Tigran Ordusunu da yenilgiye uğratmıştır. Bu sırada (M.Ö. 68) Pontuslular da Erzincan yörelerinde Roma üstünlüğüne son vermişlerdir.İran ile Bizans arasında sürekli savaşlara sahne olan Erzincan ve yöresi, en son Bizans imparatoru Heraklius tarafından 629 tarihinde malubiyete uğratılan İran’dan geri alınmıştır.
Halife Osman (644-656) zamanında Habib bin Mesleme 755 senesinde Erzincan ve yöresini ele geçirerek, bu bölgeyi tamamen Müslümanların yönetimine kattı. Erzincan ve yöresi Abbasiler döneminde de çeşitli saldırılara maruz kaldı. Halife Mütevekkil Alallah (847-861) döneminde Malatya Valisi Ömer bin Abdullah, Arapgir, Eğin, Kemah, Erzincan ve Trabzon kentlerini Bizanslılar’dan geri aldı (859). Böylece Erzincan tekrar müslümanların hakimiyetine geçti.
Türkler’in Anadolu’ya daha önce de akınlar yaptılarsa da, Türkler’in Anadolu’yu vatan edinmeleri genel kanaate göre Malazgirt (1071) zaferinden sonradır.
Alp Arslan‘ın komutanlarından olan Mengücek Ahmet Gazi, Erzincan, Kemah, Divriği ve Şebinkarahisar yörelerini hakimiyeti altına aldı. Kemah’ı merkez yaptı. Ahmet Gazi’nin ölümü üzerine (1114) yerine oğlu İshak Bey geçti. Bu beyliği uzun süre yöneten İshak Bey ölünce (1124) yerineMelih Mahmut geçti. İshak Beyin oğulları onu tanımayınca, Mengücek devleti parçalandı. Kemah Melih Mahmut’a Erzincan Davut Şah‘a, Divriği de Süleyman Şah‘a düştü. Davut Şah‘ın öldürülmesi üzerine (1151) Erzincan’a 13 yıl Süleyman Şah sahip olmuş; Davut Şah’ın oğlu Fahrettin Behram Şah (1165) yılında babasının tahtında oturunca, Mengücek Beyliği tekrar güçlenmiştir. Fahrettin Behram Şah’ın Kılıçarslan‘ın damadı olması göz önünde bulundurulursa, Mengücek Selçuklu münasebeti daha iyi anlaşılır. Erzincan ın siyasi, ekonomik, sosyal ve kültürel yönlerden, Mengücek Beyliği ve Selçuklu döneminde ve ondan sonra gelen yüzyıllar içerisinde de Anadolu nun ileri gelen ticari ve kültür merkezlerinden biriydi. O dönemler içerisinde ekonomisinin temelini oluşturan faaliyetler açısından çağdaşı olan kentlerin pek çoğundan hayli ileri idi. 12. yüzyılda Gezgin Marco Polo, kentte dokumacılığın gelişmiş olduğunu, 14. yüzyılda İbni Batuta da kentte dokumacılığın ve bakır eşya yapımının ileri düzeyde olduğunu yazarlar. Dokumacılık, boya yapımının gelişmesini de sağlamıştı. 1561-1518 yıllarında düzenlenen tahrir defterlerinde kentin yıllık geliri 224.753 akçe idi. Bu gelir, çeşitli vergi ve resimlerden oluşmaktaydı.
Erzincan`nın , Otlukbeli ilçesinde 11 Ağustos 1473 tarihinde ünlü Otlukbeli Savaşı gerçekleşti. Fatih Sultan Mehmed ile 100 000 Osmanlı asker ve Uzun Hasan Sultan ile 70 000 Akkoyunlu asker Otlukbeli`de savaşmeydanında savaşa karşı karşıya geldiler.
Sarıkamış savaşın galibi General Nikolay Yudeniç Rus Kafkasya Ordu komutanı olarak 1915 yılın yaz aylarında Anadoluya taaruza geçti veErzincana kadar Rus ordu birlikleri ile ilerlendi.
27 Aralık 1939 Erzincan depremi oldu.
Coğrafi Yapı
Erzincan Doğu Anadolu Bölgesinin Kuzey Batı bölümünde yukarı Fırat havzasında 39 02 – 40 05 kuzey enlemleri ile 38 16 – 40 45 Doğu boylamları arasında yer almaktadır. İlimiz Doğuda Erzurum, Batıda Sivas, Güneyde Tunceli, Güneydoğuda Bingöl, Güneybatıda Elazığ, Malatya, Kuzeyde Gümüşhane, Bayburt ve Kuzeybatıda Giresun illeri ile çevrilidir. Yüzölçümü 11.903 km2 olup il merkezinin denizden yüksekliği 1.185 metredir.
Erzincan birinci derecede deprem kuşağı üzerindedir. 1939 depreminden sonra şehir merkezi şimdiki yerinde yeniden kurulmuştur. En son önemli deprem 13 Mart 1992 tarihinde rihter ölçeğine göre 6,8 şiddetinde meydana gelmiş ve 657 kişi hayatını yitirmiştir.
Erzincan ili genellikle dağlar ve platolarla kaplıdır. Dağlar çeşitli yönlerde, belli bir sıra içerisinde uzanır. Güneybatıdan Munzur, Kuzeybatıdan Refahiye Dağları İl sınırlarına girer. Doğudan Erzurum dan gelerek, Batıya doğru uzanan Karasu ırmağı ve kop dağları, il alanını derinlemesine, aralarında geniş düzlükler bırakacak şekilde böler.
Dağlar il topraklarının yaklaşık % 60 ını kaplar. Esence (Keşiş) dağları, ilin en yüksek noktasını (3.549 m.) oluşturmaktadır. Köhnem dağı 3.045 m. Sipikör dağı 3.010 m. Mayram dağı 2.669 m., Kop dağı 2.963 m., Mülpet dağı 3.065 m., Munzur dağları 3.449 m., Kazankaya dağı 2.531 m., Ergan dağı 3.256 m., Dumanlı dağları 2.618 m. ve Coşan dağı 2.976 m.dir.
Erzincan ilinde ovalar, doğu-batı ve kuzey-güney doğrultusunda uzanan dağ sıraları arasındaki çöküntü alanlarında ye alır. Ovalar birbirine boğazlarla bağlanmıştır. Erzincan ovası, doğu-batı yönünde uzanır. Denizden yüksekliği 1.218 m. olan ovanın uzunluğu 40 km., toplam alanı ise 500 km2.dir. Kuzeyinde, doğu-batı yönünde uzanan bir fay hattı vardır. Kalın bir alivyon tabakasıyla kaplı olan ovada, sulu tarım yapılmaktadır. Orta verimlilikte olup, buğday, şekerpancarı ve fasülye yetiştirilmektedir.
Fırat vadisinin iki yanında Sansa boğazına dek olan alandaki çok sayıda düzlükler, Tercan ovalarını oluşturur. En genişi 180 km2.lik, Çadırkaya (Pekeriç) ovasıdır. Denizden yüksekliği 1.450-1.500 m. olan bu ova kalın bir alivyon tabakası ile örtülmüştür.
İI toplam alanının, 1/20 sini yaylalar kaplamaktadır. Güneyde Munzur dağlarının uzantıları üzerinde, özellikle Koşan dağı yöresindeki yaylalar, seyrek ve kısa otlarla kaplıdır. Yer yer meşeliklere rastlanmaktadır. Daha doğuda, Erzurum- Erzincan- Bingöl sınırında bulunan Cemal dağlarının, Erzincan da kalan uzantıları üzerinde, verimli yaylalar bulunmaktadır. Önemlileri arasında Çimen, Melan, ve Sarıçiçek yaylaları zengin bitki örtüsüne sahiptir.
Artvin Sohbet Odalari
Eylül 13, 2010 by EfeNdiSiZZz
Filed under Sohbet Odaları
![]()
Artvin Sohbet Odalarına girmek için aşagıda bulunan alana nickinizi varsa şifrenizi yazip Sohbete Başla butonuna basınız
![]() |
Artvin Yararlı Linkler;
Artvin Hakkında;
Artvin ili, Doğu Karadeniz Bölümü‘nde bir ildir. Türkiye‘nin Gürcistan‘la olan sınırında yer alan kuzeydoğu köşesidir. Erzurum, Ardahan ve Rize illeriyle komşudur. Yönetim merkezi Artvin kentidir.
Plaka numarası 08 ve telefon kodu 466′dır. Milli parklarıyla meşhurdur. Şavşat ilçesinde bulunan Karagöl-Sahara Milli Parkı içerisinde bulunan Şavşat Karagöl ve Borçka Karagöl görülmeye değerdir. Efeler-Gorgit Tabiatı Koruma Alanı esas olmak üzereCamili yöresi Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) tarafından biyosfer rezerv alanı olarak belirlenen Türkiye‘deki tek bölgedir ve bir dünya mirası olarak görülmektedir. Her yıl ağustos ayında yapılan Kafkasör Festivali ise 3 gün sürer.
![]()
![]()
| Vali: | Mustafa Yemlihalıoğlu |
| İstatistikler | |
|---|---|
| Nüfus | 168.092[1] |
| ― Şehir nüfusu | 91.860[1] |
| ― Köy nüfusu | 76.232[1] |
| Yüzölçümü | 7.436 km² |
| Nüfus yoğunluğu | 22.7 kişi/km² |
| Genel bilgiler | |
| Bölge | Doğu Karadeniz Bölgesi |
| Alan kodu | 0466 |
| Valilik Web sitesi | artvin.gov.tr |
Tarih
Artvin ili nüfusu çok büyük çoğunlukla Gürcü ve Ahıska türkleri,lazlar ve hemşinlilerden oluşmaktadır.Karadeniz Bölgesi‘nin Doğu Karadeniz bölümünde, Çoruh vadisinin sol yamacında meyilli bir arazide kurulmuş olan Artvin, kuruluşu pek eski dönemlere inmeyen bir Ortaçağ şehridir. Bununla birlikte, şehrin çevresinde yapılan kazılarda bölgede milâttan önce 2000 yıllarına ait bazı yerleşmeler bulunduğu ortaya çıkmıştır. Bölgenin önce Hurrilerin, milâttan önce 9. yüzyıldan itibaren de Urartu Devleti’nin hâkimiyetine girdiği söylenmekte ise de, bu bilgileri kuşkuyla karşılamak gerekir. Çünkü son yıllarda Artvin ve çevresinde yapılan arkeolojik kazı ve araştırmalarda ne Hurriler’e, ne de Urartular’a ait bir kale ya da yazıt bulunmamıştır.
Artvin tarihi hakkında bildiklerimiz Eskiçağ’dan itibaren bölgeyi gezmiş olan coğrafyacılar ile tarihçilerin yazmış oldukları eserlere dayanmaktadır. {M.Ö. 431-M.Ö. 351} yılları arasında yaşamış olan Ksenophon ve bazı Yunanlı tarihçi ve coğrafyacılar il ve çevresindeki yerel etnik unsurlardan uzun uzadıya söz etmişlerdir.
Klasik çağda Kolhis adıyla bilinen Artvin ve çevresinde milâttan önce 4. yüzyıldanitibaren Kolkh (idyalı)lar, Makron/Tsanlar, Şavşatlar ve Taokh (Diaokh-Dido)lar gibiLaz ve Kafkas-dilli birtakım kavimler yanında Hemşinliler gibi Hint-İrandilli topluluklarla, Türki dilli Kimmerler, iskitler (Çikotlar), Kuman/Kıpçak (Atabey dönemlerinde) yaşadığı bilinmektedir.
Milâtan önce 1. yüzyılda yaşayan coğrafyacı Strabon bölgenin Mithridates Eupator tarafından ele geçirilip Pontos Krallığı’na bağlandığını yazmaktadır. Bu bölge daha sonra Romalı komutan Pompeius tarafından ele geçirilmiş ve mahallî kralların hâkimiyetine bırakılmıştır.
![]()
5. yüzyıl başlarından itibaren Bizans egemenliği altına giren Artvin ve çevresi bir ara İran’da büyük bir devlet kurmuş olan Sasaniler’in eline geçtiyse de sonra tekrar Bizans sınırları içerisine alındı. Bölge, Halife Osman döneminde 646 yılında İslâm topraklarına katıldı. Ancak daha sonraları birkaç defa Bizans ve İslâm orduları arasında el değiştirdi. Bu sırada Bizanslılar, şehri müslüman ordularının akınlarından korumak için939 yılında bugün de ayakta duran Livane Kalesi’ni yaptılar. Ancak bu bölge, 11. yüzyılda Selçuklu Türkleri’nin Anadolu’ya yönelmesi ile 1068yılından itibaren Selçuklu hâkimiyetine girdi. Büyük Selçuklu sultanı Alp Arslan, 1071 Malazgirt Meydan Muharebesi‘nden sonra Kızılırmak’a kadar uzanan bölgeyi emrindeki kumandanlara dağıttı. Bu dağıtım sırasında Çoruh bölgesi Erzurum ve çevresine hâkim olan Emir Ebulkasım’a düşmüştü. Böylece bu bölge bir süre Saltukoğulları’nın idaresinde kaldı. Daha sonra kısa bir süre Gürcülerin eline geçen bu bölge Sultan Melikşah devrinde tekrar Selçuklu sınırları içerisine alındı. Selçuklu döneminde Artvin ve çevresi Azerbaycan Atabegleri idaresinde bir uç beyliği şeklinde yönetiliyordu. Artvin ve çevresi 13. yüzyılbaşlarında Anadolu Selçuklu Devleti hâkimiyetine girdi. Konya Selçuklu sultanı I. Alaaddin Keykubad (1220-1237) Artvin, Şavşat ve Yusufeli‘ni sınırları içerisine kattı. Bu yüzyılın ortalarında Anadolu’yu işgal eden Moğol İlhanlı orduları Çoruh vadisini de istilâ etmişlerdi. Bölge 14. ve 15. yüzyılda Akkoyunlu Devleti’nin hâkimiyeti altına girdi. Ancak bu dönemde de mahallî idareciler olan Atabegler Artvin ve çevresinin yönetimini ellerinde tuttular.
Artvin ve çevresi, Osmanlı hükümdarı II. Bayezid (1481-1512) devrinden itibaren Osmanlı hâkimiyeti altına alınmaya başlandı. Bu dönemde Trabzon valisi olan Şehzâde Selim (Yavuz Sultan Selim) Gürcistan üzerine seferler düzenleyince, Artvin ve Çoruh havzasındaki kalelerin hakimi olan Atabeg Mirzâ Çabuk (1502-1516) ülkesinin tahribe uğramaması için Şehzâde Selim’e bağlılığını bildirdi. Bu dönemden sonra Artvin ve çevresi 1536 yılına kadar Osmanlı Devleti himayesinde yarı müstakil bir şekilde kaldı. Bölgede ilk Osmanlı hâkimiyeti ise Kanuni Sultan Süleyman devrinde sağlandı. Bu dönemde Erzurum Beylerbeyi olan Dulkadırlı Mehmed Han 1536-1537 harekâtı sırasında Çoruh vadisinde bulunan diğer kalelerle birlikte Artvin’i de ele geçirdi. Bu sırada Artvin ileYusufeli‘ni içine alan Livane Sancağı kurularak Erzurum Beylerbeyiliği’ne bağlandı. Bir süre sonra elden çıktığı anlaşılan bölge, yine Kanuni devrinde, 1549 yılında ikinci vezir Ahmed Paşa tarafından tekrar ele geçirildi. Ahmed Paşa’nın bu harekâtı sırasında bölgedeki 35 kale Osmanlı hâkimiyeti altına alınmıştı. Bölgedeki Osmanlı hâkimiyeti bir süre sonra yapılan Osmanlı-İran mücâdelesi sırasında daha da sağlamlaştırıldı. Erzurum Eyaleti’ne bağlı Livane Sancağı’nın merkezi olan Artvin, 1579‘da Çıldır Eyaleti’nin kurulması ile bu eyalete bağlandı. Bu sırada Hopa veBorçka Trabzon‘a, Artvin, Ardanuç, Yusufeli ve Şavşat ise Çıldır Eyaleti’ne bağlı idi.
Artvin ve çevresi bu tarihten sonra, 19. yüzyılın başlarına kadar sürekli olarak Türkler’in elinde kaldı. Ancak bu yüzyılda iki defa Rus işgaline uğradı. 1828 Osmanlı-Rus Savaşı‘ndan sonra Osmanlı Devleti ile Rusya arasında imzalanan Edirne Antlaşması ile Çıldır Eyaleti’nin merkeziAhıska Ruslar’a terkedilince Artvin, Livane Kazası’nın merkezi oldu ve Trabzon Eyaleti’nin Batum Sancağı’na bağlandı. Bu durum Doksanüç Harbi olarak da bilinen 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı’na kadar sürdü. Bu savaşı kaybeden Osmanlı Devleti, 3 Mart 1878 tarihinde imzalanan Ayastefanos Antlaşması’na göre Batum, Kars, Ardahan, Eleşkirt ve Beyazıt’ı Rusya’ya savaş tazminatı olarak bırakmak zorunda kaldı. Böylece, Batum Sancağı’na bağlı bir kaza olan Artvin ve çevresi de bu antlaşma ile Rusya’ya verilmiş oldu. I. Dünya Savaşı‘na kadar süren bu işgal sırasında yerli halk zaman zaman Ruslar’a karşı direnmekteydi. Nitekim 1914 Kasımında Yüzbaşı İsmail Hakkı Bey idaresindeki Melo Sınır Taburu şehir ve çevresindeki Rus birlikleri bozguna uğratınca Ruslar Artvin’i terk etmek zorunda kaldılar. Ancak bu ilk kurtuluş çok kısa sürdü. Ruslar dört ay sonra, 3 Mart 1915′te bölgeyi yeniden kontrol altına aldılar. Aynı yıl, Türk kuvvetlerinin Sarıkamış’ta aldığı yenilgi üzerine Rus birlikleri Ardahan, Şavşat, Ardanuç, Artvin ve Borçka’yı işgal ettiler.
Rusya, Çarlık yönetiminin yıkılması üzerine I. Dünya Savaşı’ndan çekilince yeni Sovyet hükümeti ile 18 Aralık 1917′de Erzincan Ateşkes Antlaşması imzalandı. Buna göre Ruslar Artvin’i boşalttılar. Daha sonra savaşın sona ermesiyle imzalanan 3 Mart 1918 tarihli Brest-Litovsk Antlaşması da Sovyetler Birliği ile Türkiye arasındaki sınırın 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı öncesindeki şekline getirilmesini kabul ettiğinden, Osmanlı birlikleri 1918 Martında tekrar Artvin’e girdiler. Ancak Artvin, bu defa da Türklerin elinde uzun süre kalamadı. Çünkü Osmanlı Devleti I. Dünya Savaşı’nda yenik sayılmış ve 30 Ekim 1918′de Limni Adası’nın Mondros Limanı’nda imzalanan Mondros Mütarekesi’ne göre Osmanlı ordusunun 1914 yılından önceki sınırların gerisine çekilmesi kararlaştırılmıştı. Bu sebeple Artvin tekrar boşaltıldı. İngilizler antlaşma gereğince 17 Aralık 1918‘de Artvin, Şavşat ve Hopa’yı işgal ettiler. Artvin ve çevresinde beş ay kadar kalan İngilizler buradan çekilirken şehri Gürcistan‘a bıraktılar. Artvin yöresindeki bu Gürcü işgali ise 1921 başlarına kadar sürdü.
Artvin ve çevresinin kesin kurtuluşu Kâzım Karabekir Paşa idaresindeki 15. Kolordu’nun 30 Ekim 1920′de Kars’ı kurtarmasından sonra gerçekleşti. Bu zaferden sonra Türkiye Büyük Millet Meclisi Gürcistan’a bir ultimatom vererek Ardahan, Artvin ve Batum’un teslimini istedi. Gürcistan yeni Türk hükümetinin bu isteğini kabul ederek kuvvetlerini 23 Şubat 1921 sabahından itibaren Ardahan, Artvin ve Batum‘dan çekmeye başladı. Bu tarihten birkaç gün sonra Türk kuvvetleri Ardahan‘dan başlamak üzere adı geçen şehirlere girmeye başladılar. 27 Şubat 1921′de Ardahan ve Şavşat Gürcü işgalinden kurtuldu. Artvin’in kurtuluşu ise 7 Mart 1921′de gerçekleşti. Böylece 1878-1921 yılları arasında 43 yıl süreyle Rus işgali altında kalan Artvin ve çevresi Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin ilk askerî ve diplomatik başarısı sonucunda kesin olarak Türkiye topraklarına katılmış oldu.
Artvin ve çevresi 1921 yılında Rus işgalinden kurtulup anavatana kavuşunca önce Ardahan Sancağı’na bağlandı. Ancak aynı yıl içerisinde, 7 Temmuz 1921 tarih ve 133 numaralı kanunla Artvin Sancağı kurulunca, Artvin bu yeni sancağın merkezi oldu. 1924 yılında sancaklar vilâyet haline dönüştürülünce Artvin de vilâyet oldu. Ancak Artvin vilâyeti 1 Haziran 1933′te lağvedildi ve burası bir kaza merkezi olarak merkezi Rizeolan Çoruh vilâyetine bağlandı. Bu durum 3 yıl kadar sürdü. Artvin 4 Ocak 1936 tarihinde yeni kurulan Çoruh vilâyetinin merkezi oldu. 1956yılında ise Çoruh adı kaldırıldı ve ilin adı Artvin haline getirildi. Yusufeli ilçesi nüfusu’nun çoğunluğu (tahmini yüzde 90) kıpçak (ahıska) türk’ü, geriyekalan nüfus gürcü’lerden (tahmini yüzde 10) oluşmaktadır, ARTVİN İLİ’NİN SİMGESİ BOĞA’DIR, artvin boğa’larıyla meşhur ilimizdir. artvin kıpçak (ahıska) türk’leri halk oyunu artvin kafkas dansı(oyunu) dır. ve bar oyunları.
Coğrafya
İklim
Artvin’in iklimi Karadeniz iklimidir. Kıyı kesimlerinde ılık ve yağışlı iklim tipi egemendir.Artvin merkezinin de ılık ve yağışlı bir iklim tipi vardır.İlin yüksem kesimleri diğer Karadeniz bölgesi illerinde de olduğu gibi kışları kar yağışlıdır. Ancak bütün yıl yağışlı ve serindir.Yani tipik bir Karadeniz bölgesi ilidir.
İlçeler
Balikesir Sohbet Odalari
Eylül 13, 2010 by EfeNdiSiZZz
Filed under Sohbet Odaları
![]()
Balıkesir Sohbet Odalarına girmek için aşagıda bulunan alana nickinizi varsa şifrenizi yazip Sohbete Başla butonuna basınız
![]() |
Balıkesir Faydalı yararlı Linkleri ;
Balıkesir Hakkında Bilgi;
Balıkesir ili, Türkiye Cumhuriyeti‘nin Marmara Bölgesi’nin Güney Marmara Bölümü’nde, topraklarının bir kısmı ise Ege Bölgesi’nde yer alan, hem Marmara hem de Ege Denizi‘ne kıyısı bulunan bir ildir. Türkiye genelinde ise iki deniz ile komşu olan sadece 6 il vardır.[2] İl, Kuzeybatı Anadolu’da bulunmaktadır. Doğusunda Bursa ve Kütahya illeri, güneyinde Manisave İzmir illeri ve batısında Çanakkale ili vardır.[3] Ayvalık ilçesinden de Yunanistan‘ın Midilli Adası‘na komşudur.[4] Merkez ilçesi dahil 19 ilçeden oluşmaktadır. Yüzölçüm bakımından en büyük 12. il, 2008 nüfus sayımına göre de 1.130.276 kişiyle Türkiye’nin en kalabalık 17. ilidir.[5]
Tarihte genellikle Misya ve Karesi adlarıyla bilinen Balıkesir yöresi, zamanla Roma, Bizans, Anadolu Selçuklu, Karesi Beyliği ve Osmanlı egemenliğinde kalmıştır. Temel geçim kaynağı tarım ve hayvancılık olup bamya, börülce, kavun, zeytin, zeytinyağı, kelle peyniri gibi zirai ürünleri ile ayrıca daha çok yerli turizmde öne çıkan sahil kasabalarıyla meşhurdur. Yağcıbedir halısı, kolonyası, kaymaklısı, kozak üzümü, ayvalık tostu ve höşmerimi diğer bilinen yöresel ürünleridir.
Türk Silahlı Kuvvetleri Hava Kuvvetleri Komutanlığı‘nın ilk jet üssü olan 9. Ana Jet Üs Komutanlığı ile 6. Jet Üs Komutanlığı Balıkesir ilinde bulunmaktadır.
Tarihçe
Balıkesir ili genelindeki pek çok höyük, mağara ve düz yerleşim yerlerinde yapılan araştırmalarda bu topraklara M.Ö. 8000-3000 yılları arası yerleşildiği ortaya çıkmıştır.[12] Havran’a 8 km. mesafedeki İnboğazı mağaralarında Paleolitik, Neolitik ve Kalkolitik devirlerinden kalma kalıntılar bulunmuştur. Babaköy (Başpınar) kazılarında, Yortan mezarlığında, Ayvalık Dikili yolu üzerindeki Kaymak Tepe’de Bakır Çağı’na ait kalıntılar ve yerleşim yerleri bulunmuştur.[13] Bu bölgede ilk defa adı geçen şehir Agiros (Achiraus)’dur.[14] Anadolu Selçuklu Devleti‘nin yıkılmasından sonra bölgede Karesi Beyliği kurulmuş,[15] ardından bölge Osmanlı Devleti‘nin eline geçmiştir.
Coğrafya
Yüzölçümü 14.299 km² olan[95] Balıkesir ilinin toprakları 39,20° – 40,30° Kuzey paralelleri ve 26,30° – 28,30° Doğu meridyenleri arasında yer alır. Kuzeybatı Anadolu’da bulunan il, doğuda Bursa ve Kütahya illeri, güneyde Manisa ve İzmir illeri ve batıda Çanakkale ili ile komşudur. İlin kuzey yöndeki en uç noktası güneydekine 175 kilometre, doğu yöndeki en uç noktası bastısındakine 210 kilometre uzaklıktadır.[6]
İlin topraklarının büyük bir kısmı Marmara Bölgesi’nde, geri kalan kısmı da Ege Bölgesi’ndedir. Hem Marmara hem de Ege Denizi’ne kıyı bulunmakta olup Türkiye genelinde iki deniz ile komşu olan 6 ilden biridir.[2]290,5 km’lik kıyı bandının 115,5 km’si Ege Denizi’de, 175 km’si de Marmara Denizi’ndedir.[
İlin Ege Denizi'nde Ayvalık Adaları olarak bilinen 22 adası,[97] Marmara Denizi’nde de Marmara Adaları olarak bilinen adaları vardır. Ovaların başlıcaları ise Gönen Ovası, Manyas Ovası, Balıkesir Ovası ve Körfez Ovaları’dır. Önemli gölleri Manyas ve Tabak Gölü’dür. Önemli akarsuları Susurluk Çayı, Gönen Çayı, Koca Çay, Havran Çayı,[95] Simav Çayı, Atnos Çayı, Üzümcü Çayı ve Kille Deresi’dir. İlin düzlük yerleri olduğu kadar dağlık kısımları da vardır. İlin en yüksek noktası 2089 metre ile Dursunbey ilçesinde bulunan Akdağ tepesidir.[98] Karadağ, Edincik Dağı, Kapıdağ, Sularya Dağı, Keltepe, Çataldağı, Alaçam Dağları, Madra Dağları, Kaz Dağı ve Hodul Dağı, ilin önemli dağlarıdır.[95]
Ormanlar, ilin topraklarının % 31′ini kaplamaktadır.[99] Bu değer il arazisinin % 45′ine tekabül etmektedir. İlin arazisinin %32’si kültür arazisi, % 8′i çayır ile mera ve %15′i kullanılmayan arazidir. Genel olarak ormanlardakaraçam, kızılçam, kayın, gürgen, meşe, söğüt, ılgın, çınar ve zeytin ağaçları vardır. Kuşcenneti Millî Parkı‘nda ve Kazdağı Milli Parkı’nda çeşitli kuş türleri vardır. İlin iki denize kıyısı bulunduğundan balık türlerinde çeşitlilik görülür.[100] Kazdağı göknarı ilde yetişen ve koruma altına alınmış endemik bitkidir.
İklim
Yazları sıcak ve kurak, kışları ılık ve yağışlı geçen Ege kıyılarında[101] hüküm süren Akdeniz iklimi, ilin genelinde de görülmektedir. Batıdan doğuya, kuzeyden güneye gidildikçe Karasal iklim etkisini arttırır.[102] Bu yüzden iç kesimlerde kışlar soğuk geçmektedir. Marmara kıyılarındaKaradeniz ikliminin etkisi görülür. Dolayısıyla burası yazları ılıktır.[103]
Ekonomi
Balıkesir ilinin sahil kesimlerinde zeytincilik, bağcılık ve balıkçılık yapılmaktadır. Buralarda turizm de gelişmiştir. İç kesimlerinde ise tarım, hayvancılık, ormancılık ve madencilik yapılmaktadır.[104] İl, tek merkezli büyüme modeli yerine dengeli büyüme modelini seçerek bu kalkınma planına ilçeleri de dahil etmiştir.[105] İlde Anadolu Kaplanı sıfatına sahip 16 şirket,[106] 2003 yılı istatistiklerine göre de Sanayi siciline kayıtlı 467 kuruluş vardır. İlin iç ve dış ticaret hacmi 486.313.997.254.096 TL, ihracat miktarı 80.699.902 $ ve ithalat miktarı 147.567.184 $’dır.[107] Balıkesir ili, devletin en fazla mülk sahibi olduğu ildir. İlin % 40.77’si, Hazineye ait taşınmazlardan oluşmaktadır.[108]
Balıkesir Türkiye’nin gelişmiş illerinden biridir. 2001 yılı verilerine göre Türkiye gayri safi yurt içi hasılası içinde yüzde 1,5′lik paya sahip olan Balıkesir, iller sıralamasında 13. büyük ekonomidir. 2000 yılındaki GSYİH’si 2.429.091.750 TL olup kişi başına düşen milli gelir ise 2005 dolardır.
Turizm
Balıkesir ili, denize sahip olduğu için deniz turizmi gelişmiştir. Marmara’da veya Ege’de kıyıya sahip ilçeler ile adalar, başlıca turizm merkezleridir. Buralarda çeşitli plajlar ve oteller mevcuttur.[10] İl, 1970′li yıllarda Türkiye’nin gelişme bakımından en önde giden turizm bölgesi haline gelmiştir.[128] Balıkesir’in turizm beldeleri, genelde iç turizm talebini karşılar. İl kış turizminden mahrum olsa da kaplıca turizmi yapılmaktadır. Gönen, Edremit, Manyas, Susurluk, Bigadiç, Sındırgı ilçelerinde ve Merkez’e bağlı Pamukçu Beldesi’nde kaplıcalar bulunmaktadır. Bu kaplıcalar sayesinde ildeki turizm süresi uzamaktadır.[129] İlde turizme katkısı olan cami, kilise, harabe gibi çeşitli tarihi eserler mevcuttur.[10] Kazdağı çevresinde oksijen yoğunluğu fazladır.[130]
İlde birçok etkinlik düzenlenmektedir. Dağlık yerlerde dağ sporları yapılmaktadır.[131] Yine kıyı yöresinde yelkencilik yapılmaktadır. Ayvalık’ta, Edremit’deki Kazdağları ile Şahinderesi Mevkii’nde ve Merkez’deki Çengeloğlu Mevkii’nde avcılık yapılmaktadır. Avcılığa dair ilde kulüpler de bulunmaktadır.[128]
İlde toplam 178 tane sit alanı vardır.[132] Adramytteion, Antandros ve Kizikos gibi arkeolojik sitler, turizm açısından önemlidir. İl sınırları içinde 10 tane müze vardır.[133] Bu müzelerden 2 tanesi Balıkesir Müzesi Müdürlüğü’ne bağlıdır.[134] Yine ilde Balıkesir Ulusal Fotoğraf Müzesi adlı fotoğraf müzesi bulunmaktadır. Merkezdeki Devrim Erbil Çağdaş Sanatlar Müzesi’nde bulunan Kent Arşivi’nde il ile ilgili birçok kaynağa ulaşılabilir.
Tekirdag Sohbet Odalari
Eylül 7, 2010 by EfeNdiSiZZz
Filed under Sohbet Odaları
Tekirdag Sohbet Odalarına girmek için nickinizi varsa şifrenizi yazarak “Sohbete Başla” butonuna tıklayın.
![]() |
TEKIRDAG HAKKINDA
Bu madde Tekirdağ il sınırları içindeki tüm bölgeyi kapsamaktadır. Başlığın diğer anlamları için Tekirdağ (anlam ayrım) sayfasına gidiniz.
Tekirdağ ili (eski adı: Tekfürdağı), Türkiye Cumhuriyetinin Marmara Bölgesi’nin Trakya yakasında, doğuda İstanbul, güneyde Marmara Denizi ve Çanakkale, batıda Edirne , kuzeyde Kırklareli ve kuzeydoğuda Karadeniz ile çevrili il. İlin merkezi aynı adı taşıyan Tekirdağ şehridir.
Nüfus Yoğunluğu:km²’ye 122 kişi.
Yıllık Ortalama Sıcaklık: 13,8 °C.
Yıllık Ortalama Yağış: 583 mm. 2008 tuik nufus sayımına göre Türkiye’nin nufusu yüzde olarak en hızlı artan 2 nci il dir. ( 1: Yalova ,2: Tekirdağ , 3: Hakkari)
Coğrafya
Tekirdağ, ilin batısında yer alan en yüksek tepesini 945 m. rakımlı Ganos Dağı (Işıklar Dağı)’nın oluşturduğu Tekir Dağları hariç genelde düzlüktür. Kuzeyde ilin en önemli akarsuyu olan Ergene nehri bulunur. Ergene yarattığı alüvyonlu ovaların verimliliğiyle il nüfusunun büyük bir kısmını çevresindeki yerleşimlere toplamıştır. Tekirdağ’ın bitki örtüsü Marmara Denizi kıyısında makilik, dağlık alanlarda ormanlık, diğer yerlerde ise step özelliği gösterir.
Tekirdağ’ın iklimi, Akdeniz iklimi ve kara ikliminin bir karışımıdır. Sahil yöresinde Marmara Denizi’nin etkisiyle nemli bir bölgedir.
Tarihçe
Tekirdağ’da insan yerleşimi ile ilgili en eski kalıntılara Karansıllı köyü dolaylarındaki Yatak, Kuştepe ve Malkara yakınlarındaki Balıtepe adlı buluntu yerlerinde rastlanmıştır. Bunlar Alt Paleolitik Çağ’a ait aletlerin bulunduğu açıkhava buluntu yerleridir. Tipolojik olarak bir milyon yıl ile 250 bin yıl önceleri arasına tarihlenebilirler. Tekirdağ’ın hemen doğusunda bulunan Menekşe Çatağı ise Kalkolitik Çağ’dan Helenistik Dönem’e kadar yerleşilmiş bir buluntu yeridir.
Tekirdağ’ın tarihi Trakya’daki diğer illere paralellik gösterir; ilk olarak Traklar tarafından iskan edilen bölge, Makedon, Pers, Roma ve Bizans egemenliğinin ardından 1357 de I. Murat tarafından fethedilerek Osmanlı topraklarına katılmıştır. 1703 yılında Avusturya İmparatorluğu’na karşı bağımsızlık mücadelesi veren asi Macar prensi Rakoczi’ye de ev sahipliği yapmış olan Tekirdağ, Osmanlı döneminin sonlarında Edirne vilayetine bağlı bir sancak merkezi idi. 93 Harbi’nde (1878) Rus, Balkan Harbi’nde (1912) Bulgar ve I. Dünya Savaşı’ndan sonra (1920-1922) Yunan işgali yaşayan il, Kurtuluş Savaşı ile gelen zaferin ardından 13 Kasım 1922 tarihinde kalıcı olarak Türk topraklarına katıldı.
İsminin kökeni
Tekirdağ, Bizans döneminde Βισανθη (Bisanthe) ve sonraları Ρωδοστο (Rodosto) adıyla anılmıştır. Kenti ele geçiren Türkler, şehre önceleri Rodosçuk, 18. y.y.’dan itibaren de Tekfur Dağı demeye başlamışlardır. Tekfur Ermeniceden alıntı bir sözcük olup Osmanlı Türkçesinde Hıristiyan hükümdarlara verilen bir sandır. Aslı tagovar, anlamı ise taç taşıyandır. Cumhuriyetin ilanından sonra tekfur sözcüğü atılarak yerine sesçe benzeşen tekir getirilmiştir.
Ekonomi
Tekirdağ ilinin toprakları çok verimlidir.1.nci sınıf tarım arazisidir.Uçsuz bucaksız düz verimli ovaları yeşil ovaları vardır.Türkiye ‘nin yağlık ayçiçek ve buğday üretiminin büyük bölümünü karşılar Tekirdağ ilinin batısında Malkara ,Hayrabolu ilçelerinde tarım, hayvancılık ekonomi degeri cok yüksektir.Tekirdağ ilinin doğusu , Çorlu,Çerkezköy ilçeleri bölgesinde sanayi, endüstri ve tarım ekonomisi çok yüksektir. Özellikle Çorlu ve Çerkezköy ilçeleri burada bulunan yüzlerce ve yapılmakta olan onlarca ( 2008 yılında :1.100 adet fabrika) fabrika nedeniyle çok göç almakta nufusu çok hızlı artmaktadır.Türkiye’nin en hızlı sanayileşen 1.nci ili dir.
Tekirdağ’ın fahri hemşerileri
Macaristan bağımsızlık kahramanı Ferenc Rakoczi


